<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=19222129&amp;blogName=Zeynep%27in+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Zeynepce.Com Zeynep'in Günlüğü

Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın zevki yoktur.

Cumartesi, Ocak 28, 2006

İlginç....

Çok ilginç konuların yer aldığı bir blog keşfettim.
http://winmakerto.blogspot.com buradan da asitli içeceklerle ilgili izlediğim kısa film beni çok şaşırttı.Hoşuma da gitti açıkçası.İzlemenizi tavsiye ederim, gerçekten şaşıracaksınız.Ben bloguma aktaramadım resim eklemek gibi olmuyor sanırım.Neyse üşenmeyin bir bakın derim ben:) Püsküren Soda başlıklı yazı...

Perşembe, Ocak 26, 2006

İşte budur...


Kaç gündür yazamadım hastalık sebebiyle. Canım hiçbirşey yapmak istemedi, yazmayı da. Durum böyle olunca da evde sadece çok zorunlu işler yapıldı; çamaşır, bulaşık, yemek. Tabi ev dağınık ve kirli olunca yeter artık kalk ve biraz iş yap dedim kendime. Yavaş yavaş fazla yorulmadan yaparım, hastalığı azdırmam diye düşündüm. Bir de baktım önce kulaklarıma inanamadım, sonra gözlerime. Hergün, bana biraz yardım et diye, neredeyse yalvardığım ama hiç sonuç alamadığım CANIM KIZIM, bu kez anne ben yaparım işleri, sen yorulma dedi. İşte kulaklarıma inanamadığım kısım bu. Ve ilk kez ben söylemeden, ısrar etmeden evi süpürdü, toz aldı, yerleri sildi:)) Gözlerime inanamadığım kısım da bu. Nasıl sevindim anlatamam. Mucize geldi bana. Anneciiim, sana buradan çook teşekkür ediyorum, her zaman beklerim, sadece hasta olduğumda değil..Hehe..Seni ve kardeşini çok seviyorum. İyi ki varsınız hayatımda.
Birde hazır bloga yazmaya başlamışken sevgili Burcu beni abur cubur konusunda sobelemişti onu cevaplıyayım:
_ Aslında düşününce, fazla abur cubur alışkanlığım olmadığını gördüm.Tek söyleyebileceğim tatlı olan herşey. Pasta, kurabiye, bisküvi,kek. Bunları seviyorum ama asla aç karnına da yiyemiyorum. Tok olunca da fazla yiyemiyorum, böyle garip bir durum işte...Ben de www.blogcu.com/eso yu sobeliyoruuum

Pazar, Ocak 22, 2006

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi!

Önceki yazımda kahkahalarımızı anlatmıştım . Sonunu da Allah ağlatmasın diye bitirmiştim. Ama bir ağladım ki, sormayın.
Pazartesi başlayan, çok da rahatsız etmeyen hafif bir ağrı vardı sağ göğsümde. Açıkçası çok önemsemedim, bolca sigara içtiğimden, biraz da suçluluk hissettiğimden, doktora gitmeyi de hiç sevmediğimden, geçiştirmeye çalıştım anlıycağınız. Salı akşam olunca sanki ağrı biraz arttı ve hafiften korkmaya başladım. İki yıl önce ağır bir zatürre geçirmiştim ve yine mi zatürre diye düşündüm.Ve o gece anormal bir göğüs ağrım oldu, nefes almakta zorlandım, sonra yine geçti ama öğlen doktora gitmeye karar verdik. Bu arada eş dosttan sigara konusunda yine baya bi Nasihat!!! aldım.(Siz siz olun hasta birine, o anda, asla sağlık konusunda yaptığı hataları söylemeyin, insanın çok gücüne gidiyor, hele de bunu sevdiklerinden duyması)
Neyse eşimle birlikte .........Devlet hast.'ne acil kısmına gittik. Hemen akciğer röntgeni çekildi, ancak röntgen temiz çıktı(çok mutluyum ama bi yandan da röntgen mi karıştı acaba diyorum o benim akciğerim olamaz!!!)Bir sebep bulamadılar ve bir ağrı kesici şırınga edip eve yolladılar.
Tatilde çocuklara sözümüz vardı ve abimlere kalmaya gittik.( Çocukların yaşları yakın olduğu için birbirleriyle çok eğleniyorlar) Akşam olunca ağrım iyice arttı, nöbet nöbet fenalaşmaya başladım, ağrı kesici içtim bir faydası olmadı. ağrılı bir şekilde yattım saat 03 gibi, öleceğim an geldi sandım.Ömrümde böyle çaresiz hissetmemiştim. Aniden nefes almakla almamak arasında kalıverdim.Öyle bir ağrı ki, nefes alışımda, keskin bişeyler saplanıyor ve orada kalıyordu.Buz gibi ter döküyordum ve halsiz kalıyordum.Gerçekten çokkk kötüydü ve yine acildeydik!!! Tekrar röntgen, tekrar iğne ve koyulamayan teşhis, bir de ağrıdan kıvranan ben!!
Nihayet ertesi gün konulan teşhis: Nevralji. Kaburgalar arası sinirlerin sıkışıp zedelenmesiyle oluyorMUŞ! Ağrılar nöbet nöbet gelirMİŞ, dayanılmıycak derecede güçlü olurMUŞ, geçmesi haftalar ya da aylar sürebilirMİŞ, sebebi bilinmiyorMUŞ.....
Ağladım işte......, Orada bebekler gibi baktılar bana. Meri, ablam, annem... teşekkürler iyi ki varsınız.
Şimdi evimizdeyiz. Ben daha iyiyim, ilaçlarımı kullanıyorum.Ara sıra ağrım çok artıyor.Ama çogunlukla iyiyim. Bu da normalMİŞ.
Sevgili Burcu, beni sobelemişsin en kısa zamanda cevaplıyorum. Eve gelipte, blogda bunu görünce çok moral buldum teşekkürler

Pazar, Ocak 15, 2006

Gece yarısında gülme krizi!!!!

Uzun bayram tatilinde, uyuduğumuz saatleri kaçla çarparsak, uyanık kaldığımız saatlere eşit olur diye düşünüp, geceyle gündüzü karıştırmaktan, sersem sersem dolaşmaktan bıkınca, bir karar aldık ailece. Efendim bundan sonra 24:00' ten sonra yatılmayacak !!!En geç 24:00 dikkat!!!
Gelelim kararı uygulamaya. Tüm aile, titizlikle aman saat geçmesin evhamlarıyla yataklarımıza yatıyoruz. Bu saniyede oğlumun olmazsa uyuyamam alışkanlığı devreye giriyor.
_Sütle suuuu!
Bu her geceki alışkanlığı , asla yatmadan önce istemez, illa başını yastığa koyucak, üst örtülücek, ışıklar söndürülücek öyle.
_Ya oğlum ne olur yatmadan önce içsen şunları?
_Sütle suuuuuu
Neyse sütümüz hazırlanır suyumuz getirilir, içmeye başlanır. İşte tam bu sırada bir kahkaha kopar sebepsiz. Öyle bir kahkaha ki durmuyor ve bize de bulaşıyor.İlk eşlik eşimden, arkadan ben ve en son kızımın da katılmasıyla evde bir kahkaha tufanı..Eşim:
_Erken yatmak bize yaramadı. Biz hep bir ağızdan yine kahkaha krizi. Allahım tam susuyoruz sessizlik, kızımın odasından çatlıycak gibi bir kahkaha, ardından tek tek biz de katılıyoruz. Neydi o öyle, belki yarım saat nöbet nöbet güldük, hatta ben bi ara boğuluyordum galiba. Gece yarısı bir kahkaha korosu, gözlerimden yaş geldi, ne diyelim, Allah ağlatmasın.

Logo:))))


Heeeyt! Nur topu gibi bir logom oldu...
Blogumu sürekli takip eden bir arkadaşım, sana bir logo lazım dedi. Ben de biri hazırlasa da koysam bloguma demiştim. Sağolsun hazırlamış, ben de çok beğendim ama tabi bi sorunum vardı, bunu bloguma nasıl yerleştirecektim!!!!
Burda da blogumu açtığımdan beri, şunu nasıl yaparım sorularıyla bunalttığım kocacım devreye girdi.Valla sorularımdan bunaldığından değil, beni SEVDİĞİ için, oturdu birkaç saat uğraştı bloga yerleştirmek için.Hazır oturmuşken de diğer vıdı vıdılarımı (blog türkçeleştirmek, online sayaç koymak, coments kısmını türkçeleştirmek...) da yerine getirdi. :))))))))
Logomu hazırladığı için S H S 'e , diğer tüm blog isteklerimi yerine getiren kocacıma çoooook teşekkür ediyorum.

Cumartesi, Ocak 14, 2006

Bir krep hikayesi...







Bir krep ancak bu kadar zevkle yenir!!! İştahsız oğlumun severek yediği kısıtlı şeylerden biri, bildiğimiz krep. Ben de o sevdiği için, sık sık yaparım kahvaltılarımızda. Gerçi şu günlerde kuş gribi sebebiyle yumurtadan korkar olduk, uzun süre yapamam herhalde.:((
İşte, anneler çocukları bir yiyeceğe sempati duysun diye birçok taktik dener ya, bu da bir taktik idi bir zamanlar ama artık alışkanlık oldu. Kreplerime bir sürü şekil verdim. Dinazorlar, arabalar, canavarlar vs. Sonra da iştahla yedi oğlum onları. Ne mutlu bana:))
Eve gelen misafir çocuklar da bayıldılar bu şekillere. Ben de sizlerle paylaşmak istedim.Belki denemek isteyenleriniz olabilir, tavsiye ederim. Şimdiden afiyet olsuuun.
Bu arada bir okuyucum örgü koymamı istemiş. Şu an fotoğraflamakla meşgulüm. Hazır olduklarında burada olucak örgülerim:))

Pazar, Ocak 08, 2006

Koç gribi!!!


Cuma, Ocak 06, 2006

Yaşasıın karneler,yaşasın tatil.....

Nihayet karneler alındı ve dört gözle beklediğimiz tatil geldi. Çocuklar gibi mutluyum:))Bilmiyorum okul açık olduğu zaman ki koşuşturma mı, sürekli telaş içinde olmak mı, hep okul ve derslere göre plan yapmak mı beni bu kadar sevindiren tatil oluşuna??? Ya da çocuklarımla birlikte geçireceğim zamanın fazla olucağını, birlikte rahaaat rahat kahvaltılar yapıcağımızı düşünmek mi beni bu kadar sevindiren? Sonuçta ne olursa olsun mutluyum. Hele de canlarımın karneleri çok güzel olunca eh değmeyin keyfime:)) Övünmek gibi olmasın zeki ve çalışkan çocuklarım var benim.Şu ana kadar beni okul konusunda, dersler konusunda hiç üzmediler.Gerçi oğluşum 1. sınıfta beni bi hayli zorladı, sabrımı taşırdı ama galiba birşeyler yavaş da olsa yoluna giriyor.Ödev yapmayı hiç sevmedik ama laf aramızda zaten sevilecek bir yanı da yok bence.Öğretmenlerimizi eleştirmek olucak ama aslında çocukları çok ödeve boğuyorlar.Tamam hiç ödev olmasın demiyorum ama eve geliş saatleri belli, kalan zaman belli, insaf yani çocuklar kafalarını kaldırmadan ödev yapıyorlar(yani birlikte yapıyoruz) dolayısıyla koca gün bitiveriyor dersti, ödevdi derken.Birde komik gelen kısmı, hani güya ödev vermek yasaklandı ya adı EV ÇALIŞMASI olmuş.Böyle olunca yasak değilmiş. Neyse sonuçta bitti bir dönem y a ş a s ı ı ı ı n:))

Pazartesi, Ocak 02, 2006

2006...

Yeni yıla çok kalabalık ve eğlenceli bir şekilde girdik. Ve ömrümün en geç uyunan ilk gününü yaşadım. Sabah 8:30 da hava aydınlandıktan sonra yatabildik.İlginç yanı hala uykumuz yoktu.
Ertesi gün okul ve iş olduğundan, dün çok telaşlı ama uykusuzluktan sersem bir halde geçti. Sabah da acı bir haberle uyandık. Eniştemizi kaybetmişiz. Uzun zamandır hastaydı. Huzur içinde yat enişte.Hep kalbimizde olucaksın...
Son yolculuğunda yanında olabilmek için, bu akşam kısmetse Antalya'ya yola çıkıyoruz. Baş sağlığı dilemek bana her zaman çok zor gelmiştir. Hani insanın dili varmaz, acıyı hissedersin ama bunu kelimelerle anlatabilmek dokunur ya insana, işte öyle bir durumdayım. Ama hayat bu. Acısıyla, tatlısıyla....