<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=19222129&amp;blogName=Zeynep%27in+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Zeynepce.Com Zeynep'in Günlüğü

Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın zevki yoktur.

Pazartesi, Şubat 27, 2006

Bravo Blog Kızları....

Arkadaşlar, yemek bloglarını takip edenler farketmiştir. Onlar sonuna kadar haklı oldukları davalarında, mükemmel bir dayanışma örneği gösterip, euroturk'e hiç de hafife alınmayacaklarını gösterdiler:))
Konuyu bilmeyenler için anlatayım; euroturk, bloglarında onca emek vererek hazırladıkları tarifleri, resimleri, hiç izin alma zahmetine girmeden ve kaynak göstermeden kendilerine aitmiş gibi sitesinde yayınlıyor.Herşey birebir aynı.Bunu farkeden blog kızları, hemen birbirleriyle iletişime geçip, konuyla ilgili siteye, gereken kınama maillerini yığıyorlar.Öyle böyle değil, haklarını sonuna kadar savunacaklarını, emeğe saygısızlık yapıldığını ifade eden maillere boğuyorlar.Mükemmel bir dayanışma örneği...Sonunda euroturk, siteyi düzeltiyor...Blog Kızları böyle işte...Helal Olsun Arkadaşlar, BEN DE SONUNA KADAR ARKANIZDAYIM...
Konuyla ilgilli birçok blog var ama ben sadece Tarçın'ın Mutfağı nı örnek verebiliyorum.Okumanızı tavsiye ederim. Diğer yemek bloglarının hepsinin ismini bilmiyorum, atladığım olabilir, haksızlık olmasın diye hepsini yazamadım
Biz blog kızlarına dokunmayın....Böyle kenetleniriz ....

Cuma, Şubat 24, 2006

Hayallerinizden Vazgeçmeyin...

Kalpten, çok içten bir şey dilediğimizde-istediğimizde Tanrı bunu mutlaka duyar, ve ismimizin yanına not eder: "ayse'ye bir ev"...
sonra, karamsarlıklarla isyanlarla dolduğumuz bir gün kahrederiz "hadi canım, nerden olacak, olamaz... " ve Tanrı yine duyar, ismimizin yanına not düşer: "vazgeçti"
Hayallerinizden Asla Vazgeçmeyin!!!

Mutlu bir hafta sonu dileğiyle...

Çarşamba, Şubat 22, 2006

Sana tahammül edemiyorum Ayşe Teyze....

Televizyon reklamları ne kadar ilginizi çeker bilmiyorum. Ama bana sorarsanız, özellikle temizlik malzemeleri reklamları bir felaket:((((
Bu kadar mı küçük görüyorlar türk hanımlarını anlamıyorum.Böyle bir abartı, saçmalık hiçbir reklamda yok bence. Yok bilmem ne geldi, lekeler gitti, Yok bu bende kalsın siz gidiyorsunuz..
Hele bir reklam varki, yıllardır ısrarla çok iyi bir reklammış gibi Ayşe Teyze serisi oldu.Bu ne anlamsızlık, ne ısrarcılık anlamış değilim. Ayşe Teyzenin hiç birşeyi değişmedi yıllardır.Mavi boyun bandı, mavi eteği, beyaz gömleği, yıllardır değişmediği gibi, hiç yaşlanmadı da mübarek.Sanki yaşlılık önleyici bir ürünün reklamı.
Deterjan konusunda bir tek Alo idi sanırım, hani çok tatlı bi çocuk " çook çalışmam gerek anne "diyordu ve onun ikinci bölümü de hani " öğretmen galiba beni annemden isteyecek" diyordu. Onu severim. Ama Ayşe Teyze ye tahammül edemiyoruuuum:( Birileri bu konuda birşey yapsııın.

Pazar, Şubat 19, 2006

Örgüler eksik kalmış...


Bugün blogumu incelerken, birşey dikkatimi çekti. Sayfamı tanıtırken, fotoğraflar, ahşap boyamalarım, takı tasatımlarım, örgüler, yemek tarifleri, anılar, sevinçler, hüzünler hepsi burada cümlesini kullanmışım. Tüm bahsettiklerimden birer parça koymuşum bloga, örgüler hariç:( Sebebine gelince, bu kış fazla zaman ayıramadım örgüye. Ama yazıp da sözünde durmamak olmaz dedim ve işte bu kış yaptığım örgülerden birkaçını bloga koyuyorum, bakalım beğenicek misiniz??
Bir de sözümde durmak adına yapmış olduğum birçok şeyi artık koyayım bari bloga.Tabi onları kategorilere de ayırmam gerekicek herhalde, bunun nasıl yapılacağını de henüz bilmiyorum, öğrenince gerçekleştirmek umuduyla, sevgiyle kalın diyorum....
Not: Resimlerin hepsini koymayı başaramadııııım:(( Bu berenin bir de atkısını örüyorum şu an.

Perşembe, Şubat 16, 2006

Boş zaman aranıyor....

Offf:( Yine bunaldım ben, hiç birşey yetişmiyor, çok şey yapmak istiyorum, hiç biri tam olarak gerçekleşmiyor. Herşey yarım yamalak sanki.Zaman niye bu kadar hızlı akmak zorunda?
Şöyle beni sürekli takip eden bir kamera olsa, koş koş o işi hallet, koş koş bu işi hallet, aa bi de bunlar vardı, bunları da hallet, dur dur şunlar kalmasın hadi şunlara da bi göz at, öyle böyle derken bi bakıveriyorum gece oluvermiş saat :(
Hani biraz hoşlandığım şeyler yapıp kendime zaman ayırıcaktım, biraz hobi, biraz gazete, dergi karıştırıcaktım?( Hiç gazeteleri günlük okuma lüksüm olmadı) Allahtan bi tek kitap okumaktan vazgeçemiyorum, iki satır da olsa okumaya çalışıyorum, hoş o zaman da pek zevki olmuyor.Çünkü, kafamda hep yapılıcak işler gibi bi liste, dolanıp duruyor.Ne yapmalı, nasıl yapmalı herşey yetişmeliiii

Salı, Şubat 14, 2006

Sevgililer Gününüz Kutlu OLsun...

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez....Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. Ikisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... Senin için ölürüm derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma Hayır, ben senin için ölürüm diye yanıt verirdi hep...

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak.... Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde satılık levhası asılı olan. Ne dersin, bu evi alalım mı? dedi adama. Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı... Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim? diye yanıt verdi adam. Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut... Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği...

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım diye sözünü kesti arkadaşı. O, seni aldatıyor. Iş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya.... Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. Inkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, son bir kez kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadın, defol dedi nefretle... Ilk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. Sen, buraya ne yüzle geliyorsun diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor. dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi... Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. Itinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. Ilk kağıtta, Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem diyordu... Sırayla okudu; Seni çok sevdim, Seni sevmekten hiç vazgeçmedim, Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim. Fakat benim için ölmeni istemedim Şimdi bana söz vermeni istiyorum. Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı? son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....

Cumartesi, Şubat 11, 2006

Bugün Doping Aldım:)))

Bugün, lise yıllarında, üstü yazılı sıraları, tebeşir kokulu sınıfı paylaştığımız arkadaşlarım bendeydi:)
Aslında lise biterken, herkes birbirinin adresini ve telefonunu almıştı, hiç kopmuyacaktık birbirimizden.Çocuklarımız, hatta torunlarımızla gelicektik buluşmalara, hayallerimiz, düşüncelerimiz böyleydi o yıllarda. Ama her ne hikmetse, bu sözler tutulmadı, hepimiz hayat mücadelesi, çalışma hayatına adım derken unutuverdik sözlerimizi. Doğrusu aklımızın bir köşesi hala onlardaydı ama bi türlü fırsat olmuyordu, hep erteleniyordu, kısacık bi telefon görüşmesi bile. Ta ki, 1998 yılı sonlarına kadar. Sonra bir mucize oldu ve biz yeniden bir araya gelmeye karar verdik....
İlk görüşmemiz, çok duygusaldı, 6 kız arkadaş!!! Hepimiz evlenmiş, hepimizin ikişer çocuğu olmuş:)).Çocuklarımızın yaşları da birbirine çok yakın...
Artık hiç aksatmadan ayda bir buluşuyoruz, birimizin evinde. Eh artık gerisini siz tahmin edin. Aradan geçen zaman bizi hiç uzaklaştırmamış, yine herşeyimizi paylaşacak durumdayız. Konuşucak o kadar şeyimiz var ki, ortak o kadar yönümüz var ki, zaman nasıl geçiyor bilmiyoruz.En önemlisi çocuklarda sevdi birbirlerini, onlar da memnun. Hal böyle olunca da her görüşme sonucu doping almış gibi oluyoruz. İşte ben bugün o yüzden dopingliyim:))))

Düşündüğünü Yapmış..:)))


Babayla kollektif çalışıp, düşündüğünü yapmış oğlum!!

Perşembe, Şubat 09, 2006

Yeni Bir Yaş Daha...

Eveeet, bugün doğumgünüm. Sanırım şu saatlerde ciyak ciyak bağıran, buruş buruş tenli bir bebektim. Bu gün ise dünya tatlısı iki çocuga, eşimi de sayarsam üç çocuğa sahip biriyim.Dün gece yattığımda hayatımın kısa bir muhasebesini yaptım, son yaşımın , son gününü yolcu ederken! Sessiz sakin geçen çocukluğum, deli dolu geçen o çılgın gençlik günlerim(Durun canım hala gencim), evliliğim, hayatımdan uçup giden sevdiklerim, kazandıklarım, kaybettiklerim.
Tüm bunlar beni ne kadar büyüttü, olgunlaştırdı, tecrübe ve hoşgörü kazandırdı:)Yaşam denilen şey öyle güzel bir armağan ki.Dünyaya gelmiş olmaktan, yaşadığım çoğu şeyden mutluyum.Hele de sahip olduğum çocuklarımdan, ailemden...Hayat acı ve tatlısıyla,çok ama çok güzel.Bakın dün gece evdeki ortamı anlatayım size.
Saat neredeyse 24 ü buluyor kızım yatmamış, neden uyumadın annem sabah erken kalkıcaksın, diyorum:
_Annecim saatin 24 olmasını bekliyorum, doğumgününü ilk ben kutlayacağım.
_Bebeğim sen yat, uykunu alamıycaksın kutlamış oldun, canım benim teşekkür ederim
Ve dayanamaz yatar. Ardından bi süre sonra ben de yattım.Birkaç dakika geçmişti ki, 1.20 boylarında bir gölge yanıma geldi, sulu bir öpücük kondurdu yanağıma.Annecim, doğumgünün kutlu olsuuun dedi.Sarıldık birbirimize, sana yarın ne almamı istersin ?
_Sen kendin benim için en büyük hediyesin oğlum.
_Bak sana birşey alıcam ve üstünde şu yazıcak.S O B N Y A ...????
_Bu ne demek şimdi??
_Sen bul sürpriz.
_tamam yarın görürüm o zaman
_Anne, sana doğumgünün için bir fıkra hazırladım anlatayım mı?
_Anlat bitanem
Temel bir gün.............
.....................................Bu arada fıkra bi türlü bitmez, uydurur da uydurur,Özel bi gün ya, çok uzun olması lazım diye düşündü herhelde.:))))
Anne, söyliyim mi hediyenin üstündeki şeyi?
_?????
_Baş harflerini düşün!
_?????
_Sen Olmasaydın Ben Ne Yapardım Anne Yazılı bir kağıt olucak:)
Koptum tabi ben.Gözyaşlarım akmaya başladı.Karanlık olduğu için o görmedi gözyaşlarımı, görseydi telaşlanırdı, sevinç gözyaşlarını anlıyamıyor küçük çocuklar,sadece üzüntüden ağlanılır zannediyorlar. Sonra koşarak salona gitti, babasına
_Baba, ben yarın anneme bir gül alıcam üstüne de Sen Olmasaydın Bene Ne Yapardım Anne yazıcam olur mu?
_????
İşte benim sahip olduğum güzel çocuklarım:)) Sizi, yaşamayı çok ama çok seviyorum.

Çarşamba, Şubat 08, 2006

Tavuk...

Biz bu akşam tavuk yedik... Artık yeter, kuş gribi muş gribi.Ne zamana kadar yemiycez diye düşünüyordum ve tüm aile tavuk etini çok severek tüketiriz hakikaten. Sordum,soruşturdum ve artık tamam dedim ya.
O kadar özlemişiz ki, akşam yemekte hepimizin gözleri parlıyordu. Tüm medya bizi önce korkuttular, soğuttular, şimdi de yeniden ısıtmaya çalışıyorlar.Ne diyeyim Allahtan başka kuş gribi vakası çıkmadı da rahatladık. Zaten belli kurallara dikkat edilirse, tavuk etinden geçmiyceğini biliyorduk ama ne bileyim korktuk işte.Bizimkiler sağlık konusunda pek bi ihmalci olduklarından güvenemedik. Ama artık bitti. Afiyetle yedik gitti.

Pazar, Şubat 05, 2006

Kadınlar neden uzun yaşar??

Bana gelen bir maili sizlerle paylaşmak istedim.Sizce de gerçeklik payı var mı? Mutlaka var diyeceksiniz okuyun bakalım.

>Akşam annemle babam televizyon seyrediyorlardı. Annem, "Geç oldu," >dedi, "zaten yorgunum, ben yatıyorum.">Annem kalktı, mutfağa gitti. Çerez-meyve tabaklarını çalkaladı kaldırdı.>Sabaha hazır olsun diye çaydanlığı doldurdu, demliğe çay koydu.>Şekerliğe >baktı, dibinde az kalmış, üstüne ekledi. Kahvaltı için buzluktan>ekmek çıkardı, akşam yemeği için çözülsün diye de eti aşağıya koydu.>Kahvaltı masasını hazırlamak için masanın üstündekileri topladı.>Telefonu>şarja koydu, telefon defterini kapatıp yerine koydu. Sonra çamaşır>makinesinden ıslak çamaşırları çıkarıp astı ve makineyi tekrar doldurdu.>Banyodaki çöp sepetini boşalttı. Islak bir havluyu kurusun diye duş >perdesinin borusuna astı. Bir gömlek ütüledi, kopuk düğmesini dikti.>Çiçekleri suladı. Esneyerek gerindi ve yatak odasının yolunu tuttu.> >> >> >> > Çalışma masasının yanından geçerken durdu, öğretmene tezkere yazdı, > >> >> > okul gezisi için para sayıp ayırdı, eğildi, sandalyenin altına> >> >> > girmiş ders kitabını aldı, masanın üstüne koydu. Kek tarifleri> >> >> > defterini çıkardı, arkadaşına söz verdiği tarifi bir kağıda yazdı, > > çantasına koydu.> > Bakkaldan> >> > alınacakları not etti, notu da çantasına koydu.> >> >> >> > Sonra gitti, 3'ü 1 arada temizleme losyonuyla yüzünü yıkadı, > >> >> > dişlerini fırçaladı. Gece kremini ve kırışık önleyicinemlendiricisini> > sürdü.> >> > Tırnaklarına baktı, törpüledi. İçeriden "sen yatmaya gitmemiş mıydın"> > diye> >> > seslenen babama "şimdi gidiyorum" deyip köpeğin su kabını doldurdu.> >> > Kapıları pencereleri kontrol etti, holdeki lambayı yaktı. Kardeşimin> > > >> > odasına gitti, oğlan uyumuş, lambasını söndürdü, bilgisayarını> >> >> > kapattı, gömleğini astı, yerdeki kirli çorapları toplayıp sepete> >> >> > attı. Bana > > geldi,> >> > "haydi yat artık, biraz da yarın çalışırsın," dedi.> >> >> >> > Kendi odasına gitti, saati kurdu, ertesi gün giyeceklerini> >> >> > hazırladı. 6 maddelik acil işler listesine 3 madde daha ekledi.> >> >> > Kendi kendine iyi geceler diledi, hayallerinin gerçekleştiğinigözünün> > önüne getirdi.> >> > > >> > İşte o sırada babam televizyonu kapattı, ortaya öylece bir "ben> > yatıyorum"> >> > dedi ve gitti yattı.> >> >> >> > Sizce bu işte bir gariplik yok mu? Kadınların neden daha uzun > >> >> > yaşadığını merak etmiyor musunuz?> >> >> >> > ÇÜNKÜ BİZİM YAPIMIZ UZUN ÇEKİŞLİ (ve işimizi bitirmeden öyle çabuk> >> >> > çabuk ölemeyiz)! > >> >> >> > Şimdi bu yazıyı tanıdığınız beş olağanüstü kadına gönderin - emin> >> >> > olun, hepsi bayılacaktır.> >> >> >> > SONRA DA ARTIK YATIN! > >> >> >>

Çarşamba, Şubat 01, 2006

Oğlumun dinazor dünyası...


Oğlum neredeyse bebekliğinden beri, dinazorlara aşık!!Evde, öyle bir dinazor ve diğer hayvan figürü, maketi koleksiyonu oluşturduk ki, saymak imkansız hale geldi.Bize de mi bulaştı nedir, nerede bir dinazor maketi görsek, dayanamayıp alıyoruz. Sadece bunlar da değil, dinazorlu bir film, belgesel, resim, çarşaf, havlu, t_shirt. Kısaca ne bulsak atlıyoruz:)) Dün akşam da bir oyuncak mağazasından dinazor kartları satın aldık. Oğlum o kadar para kartlara verilmez dediysek de yine aldık. Vee şimdi, evde bu kartlardan, tüm dinazor çeşitleriyle ilgili bilgileri okuyoruz ailecek. Dinazor bilimcisi olduk bir nevi. İşte size onlardan sadece birkaçı...