<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=19222129&amp;blogName=Zeynep%27in+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Zeynepce.Com Zeynep'in Günlüğü

Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın zevki yoktur.

Cuma, Mart 31, 2006

Ah oğlum bir bilsen..

Havalar güzelleşti, geç de kararıyor. Durum böyle olunca, çocuklar sokakta oynamak istiyor.Dün akşam okuldan 18.40 gibi geldi, tabi apartmanın tüm çocukları aşağıdaydı.Eve gelir gelmez "annecim n'olur ben de oynamaya ineyim söz veriyorum sen çağırır çağırmaz gelicem" dedi.O kadar heyecanlıydı ki, gözlerime yalvarır gibi bakıyordu.Kıyamadım, tama oğlum ama iyice geç olmadan , ben seslenir seslenmez geliceksin dedim ve mutlu mutlu aşağıya, arkadaşlarının yanına indi.Kızları evde büyütmek sanırım daha kolaymış, ya da en azından benim kızım hiç öyle sokakta oynama isteklisi değildi ve beni bu konuda zorlamadı.Yanlış anlaşılmasın sokağa tamamen karşı değilim, çocuklar haklı, 4 duvar arasında bunalıyorlar.Ama bunun bir vakti saati olmalı diye düşünüyorum ve de güvenli!!Ama mazallah öyle düşüncesiz annelerin bulunduğu bir apartmanda oturuyoruz ki, saldım çayıra mevlam kayıra der gibi.Çocukları başından gitsin de nerede olursa kaçta gelirse, merak ve endişe duyguları yok gibi:( İnanın hava kapkaranlık ve hala çocukları dışarıda, merak edip seslenen yok(Bu konuda o kadar doluyum ki, zaten hiç muhabbetimin, yakınlığım olmayan apartman komşularımdan iyice soğuyorum. Çünkü ben izin vermediğimde ya da oğlumu vaktiyle çağırdığımda sokaktaki çocukları örnek alıp isyan ediyor, tıpkı dün akşam yaşadıklarım gibi:(

İki kez seslendim," anne 5 dakika daha" dedi ama gelmedi.Üçüncüsünde sabrım taştı ve biraz sert bi şekilde eve çağırdım.Küçük bey çok kızgın bir şekilde içeri girdi, ceketini çıkarıp yere fırlattı ve başladı : "Hep senin dediğin oluyor zaten, diğer çocukların anneleri hiç çağırmıyor, sen dünyanın en kötü annesisin...." Hıçkırarak ağlamaya başladı sonra ve devam etti: " Senin gibi bi annem olduğu için çok şanssızım, sen çok kötüsün hiç izin vermiyorsun bana,... konuşmuycam artık seninle..." Duyduklarım çok zoruma gitti, peki ben seni merak edip özlüyorsam kötü anneyim, benimle konuşma ama sakın 10 dakika sonra bu söylediklerini unutup, yanıma gelme dedim ve kahroldum.Bu sırada kızım lafa girdi:" ablacım asıl o anneler çocuklarını hiç merak edip özlemiyor, çocukları için endişe etmiyor, anneye haksızlık ediyorsun" dediğinde neredeyse ağlamak üzereydim.Ama çaktırmadım ve tüm katılığımı bir maske gibi geçirdim yüzüme.Başım ağrıdı ve biraz uzandım.Aradan ne kadar geçti bilmiyorum, yavaş yavaş yanıma sokulmaya, elimi tutmaya çalıştı, hiç pas vermedim.Yatma vakti gelene kadar, hiç konuşmadım, sonra yatağa geldi, uyuyor numarası yapıyordum, bana sarıldı, ellerimi kokladı, kokladı, öptü yanaklarımı ve uyudu...

Çarşamba, Mart 29, 2006

Güneşimiz tutuluyor...

Ha tutuldu, ha tutulacak derken işte o an geldi.(elime bi röntgen filmi aldım onunla izliyorum bu arada)..Günlerdir yazılı ve görsel basın bu doğa olayından bahsediyordu. Bunun yanında deprem olucak söylentileri de tavana vurdu.Birçok yerli ve yabancı bilim adamı, meraklı tam tutulmanın izlenebileceği yerlere gittiler.Tüm bu olanlar içinde ben ne düşündüm biliyor musunuz, tutun ki olmadı beklenen, vazgeçti canım tutulmaktan, şaka yaptım naniiik diyiverdi güneşimiz.Olası bişey değil ama asıl o zaman ortalık amma karışırdı değil mi?Ne gariptir buna benzer bir rüya gördüm ve açıkçası rüyamda çok korkmuşum ter içinde uyandım.Bütün gezegenler, yıldızlar , ay gökyüzü karmakarışıktı ve büyük bir uğultu vardı gökyüzünde.Yıldızlar birbiriyle çarpışıyor, patlamalar oluyordu ve insanlar çaresiz, korkmuş bi şekilde bekliyorlardı.Hele o seslerin korkutuculuğu hala aklımda.Bu rüyayı yaklaşık 1 ay önce görmüştüm tutulma filan gündemde değildi...
Pardon kaptırdım kendimi rüya olayına:) Sonuçta şu sıralarda güneşimiz tutuluyor ve umarım söylentiler asılsız çıkar.Unutmamalıyız ki deprem kuşağında bir ülkeyiz ve her an deprem olabilir, tutulma tetikler mi onu gerçekten bilemiyorum.Önemli olan deprem gerçeğiyle her zaman karşılaşacağımızı bilip ona göre binalar yapmak...Bilinçli olmak...

Cumartesi, Mart 25, 2006

Günüme neş'e katan çiçekçi...




Bugün oğlumun basket antremanına, kızımla birlikte gittik.Kızım aslında önceleri pek gelmek istemiyordu ama şimdi kardeşinin performansı, başarısı artınca(aman nazar değmesin) izleyip gurur duyuyor.İşte bu yüzden artık kızım da eşlik ediyor bize:) Gidiş yolunda gözleri yoldaki tüm çiçekçilere takılı kaldı (efendim kendisi tam bir papatya hastasıdır, hatta dün topladığı birkaç papatyayı saksımıza diktik)Neyse, yine güzel bir antremanın ardından spor salonundan çıktık eve geliyoruz.Tam çiçekçinin önünde kızıma sürpriz yapıp koca bir demet alayım dedim.Çiçekçi içeride oturuyordu ve ben dışarıdan fiyatını sordum.O da pek sevinerek anne ya ben sana al diye söylemedim gibi nazlanmalar mırıldandı.Ama gözler pırıl pırıl, sevinç okunuyor.Çiçekçi amcamız bir demeti aldı ve içeriye sarmaya gitti.Elinde paketlenmiş papatyalarla geldiğinde, kızıma döndü ve ablana anne mi diyorsun dedi gülümseyerek(Kulağı çok iyiymiş, dışarıdaki konuşmaları duymuş)İlk başta kızım şaşırdı ve amca tekrar etti, ablana anne mi diyorsun çok hoşuma gitti dedi ve o sırada kızım anladı :)) amcayla ÇAK laştılar.E tabi ben de teşekkür ettim, çok mutlu olaraktan:))Tam çiçeği eline almıştı kızım, bu sırada şeker çiçek satıcımız, bir karanfil uzattı kızıma BUNU DA ABLANA VER diyerek.Biz de analı kızlı pek bi mutlu, ayaklarımız havada yolumuza devam ettik.Günümüze neş'e katan çiçekçi amca, teşekkür ederiz...

Perşembe, Mart 23, 2006

Şu Japonlar...

Ben izleyince çok şaşırdım. Bakalım siz neler düşüneceksiniz???http://www.albinoblacksheep.com/flash/fold.php tıklayın bakalım yorumlarınızı bekliyorum.

Salı, Mart 21, 2006

Canım sıkkın...

Kazanmak zor da, kaybetmek çok kolay

Kırıp geçmek kolay da, tamiri çok zor

Susmak kolay da, konuşmak çok zor

Eleştirmek kolay da, benzerini yapabilmek çok zor.....

Söylemek kolay da, göstermek zor!!!!!!

Kapıları kapatıp birşey olmamamış gibi davranmak kolay da, kapıyı aralayıp çözüm bulmak çok zor


Neden hep kolay olanı seçiyorsun?Oysa zor olan daha mutlu edicekti SENİ ve SEVDİKLERİNİ..

Saçmaladım belki ama bugünkü ruh halim işte bunları yazdırdı bana. İçimden geleni yazdım.Birilerine kızgınım, kırgınım, canım sıkkın...

Cumartesi, Mart 18, 2006

18 MART ANISINA...



Öncelikle şunu söylemek istiyorum.Çanakkale savaşları ile ilgili okuduğum yazılar ve gördüğüm resimler beni çok duygulandırır.Oraları gezip görmek çok istememe rağmen, çocuklar büyüsün o zaman gideriz diye ertelediğim bir konu.Çocuklarımla birlikte, ailece gidip onların da bu vatanın nasıl kazanıldığını anlamalarını istiyorum.Bu duygu yoğunluğunu hep birlikte yaşamak istiyorum.İnşallah kısmet olur diyorum ve bana gelen bir maili sizlerle paylaşmak istiyorum.

Çarşamba, Mart 15, 2006

Kış giderken..





Kış gitti gidiyor derken, bu yılın örgü faslını kapatayım dedim blogda.Tabi belli olmaz bakarsınız yine eklerim yazılarıma .Şu resim ekleme konusunda hala bilmediklerim var.O yüzden resim eklemek bana işkence gibi geliyor ve yapabildiğim bu kadar diyorum:(

Bu kazaklar oğluşuma ördüklerim.Yeşil sarı olan örneği çok seviyorum,ekoseli bir kumaş gibi oluyor.Kahve kazak da özel sipariş benim hayvan sever oğluşdan. Atkı da kızıma sürpriz olarak başladığım ama bitmeden yakalandığım bir örgü oldu:) Yapılışı çok kolay ve evde kalan artık yünleri değerlendirmek için ideal...

Pazartesi, Mart 13, 2006

İşte bütün mesele burada...

OLGUNLAŞMAK


Yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. Beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi……
İstediğime istediğimi deme özgürlüğüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yasamışlık ve yeterli yas faktörü artık bende de var.
"Ben demiştim" ,"ben bilirim","ben zaten anlamıştım", sendromunda olanlarla arkadaşlıkları bir kez daha sorguluyorsun. İlişkilerini sadeleştirmeye başlayınca sıra iyi ve kötü gün dostlarını ayıklamaya geliyor. Kötü gün dostlarını belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. İyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. Dostlar ihtiyaç olduğunda göçmen kuşlar gibi sıcağa uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayrı düsenler kalıyor.
Zamanın ne kadar kıymetli olduğunu öğreniyorsun buralara kadar gelirken. Uzun düz otobanlardan olduğu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulaşabilirsin hedeflerine. Kestirmeleri de öğrendim gide gele. Bos geçen her saniye değerli artık. Daha yapılacak çok şey var ama, kendimi çok yormaktan çok hırpalamaktan yana değilim. Gerektiğinde "HAYIR" demeyi öğrendim ve bu kelime basta karsındakine kırıcı gelse de senin için hayat kurtarıcı olabiliyor. Sevgiye önem vermek gerektiğini, zamanı geldiğinde elinde sadece sevginin kalacağını biliyorum. Sevgi paylaşıldıkça oluşuyor, olgunlaşıyor.
Aileme ve seçtiğim tüm dostlarıma daha önce göstermediğim sevgi, anlayış ve ilgiyi gösteriyorum. Biliyorsun ki gidenlerin ardında sadece iyilikler kalıyor, ne kadar sevgi dolu olduğu hatırlanıp anılıyor. Bana çok genç olduklarını hatırlatırcasına nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya başladılar. Vereceğim cevaplar belki çok anlamsız geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir şey öğrenilmiyor. Yasamışlığın oluşturduğu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece.
Artık daha şık giyiniyorum, senelerle birikmiş dolaplar dolusu kıyafet var ve bunları kendimle paylaşmalıyım. Önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum.
Modaya uymak adına popomun sığmadığı düşük bel pantolonlara sığmıyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim . Ayıp, günah ya da ne derler korkuları çoktan geride kaldı . Dostlarıma, kendimize yemek yapmak hoşuma gidiyor. Mutfak eskiden bir zulüm iken simdi zevk aldığım mekanlar arasına giriyor. Farklı lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabileceğim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm oluştu.
Sonra Sezen'in şarkısındaki gibi anneni daha sık düşünüyorsun ve hatta anlıyorsun. İşte bu yeni alışmaya başlanan ve giderek hoşa giden yeni duruma olgunluk deniyor. Yaşamışlığın, görmüşlüğün, geride kalmış üflenmiş doğum günü mumlarının bir sonucu kendiliğinden ortaya çıkıyor hayatın bir dönemecinde bu olgunluk.
Ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yaşadığına göre değişiyor bu olgunluk çağına ermek. İnanın bana hayattaki düşüşler, zor alınan virajlar bu zamanı hızlandırıyor. Kendi dünyanın küçüklüğünü keşfetmek ve buna rağmen kendinin kıymetini bilmek çok ise yarıyor. Bir gün hepimizin bu huzurlu olgunluğu bulmasını diliyorum.
CAN DÜNDAR

Perşembe, Mart 09, 2006

4, lerim...

Sevilay, sonunda yaptım ödevimi.İşte sobe 4 lerim:

Yaşadığım 4 yer:

İzmir(bu şehirde doğdum ve şu an burada yaşıyorum ve İzmir'e aşığım)

Denizli(İş sebebiyle gittiğimiz,Denizlili olanlar kızmasın ama hiç sevemediğim,8 ay kalmamıza rağmen neredeyse hergün gözyaşı döktüğüm şehir)

Sadece 2 yer.

Sevdiğim 4 yiyecek:

Balık, köfte,çikolatalı,krokanlı,kestaneli pastalar,sebze çorbası hariç birçok çorba çeşidi

Yaptığım 4 iş:

Migros, ta kasiyerlik, ön muhasebe, personel ve şimdi serbest meslek

Defalarca izleyebileceğim 4 film:

Prety Women, Güle Güle, yeri doldurulamaz biri, Adile Naşit,in yer aldığı tüm filmler,...aklıma gelmiyor şu an başka ama zaten bir filmi defalarca izlemekten hoşlanmam.

Tatil için gittiğim 4 yer:

Dalyan,(İztuzu, Sarıgerme,Sedir adası= Buranın çok özel bir kumu var yanılmıyorsam dünyada iki yer varmış böyle.Dışarıya kum çıkarmak yasak ve her suya girip kum olduğunuzda duş almak zorundasınız)gerçi ilk gördüğüm haliyle şimdiki çok farklı.Neden bozuluyor böyle tatil yerleri?), Foça.

Olmak istediğim 4 yer:

Kafa dinleyebileceğim, huzur bulabileceğim her yer olabilir

Hergün ziyaret ettiğim 4 blog:

Aslında linklerimdeki tüm bloglara bakıyorum hergün

Sobelediğim kişi, Denizkızı:)

Çarşamba, Mart 08, 2006

Kadınlar Günü..



Hepinizin Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsuuuun:)

Şafakcım senin de doğumgünün kutlu olsun. İyi ki doğdun ve iyi ki varsın...:

Bu çiçekler benden size geliyor...

Pazartesi, Mart 06, 2006

Yoğun ama güzel bir hafta sonu...


Hafta sonu gerçekten yoğun oldu ama güzeldi.Cumartesi, ayda bir aksatmamaya çalıştığımız kızlarla buluşma günümüzdü. Kızımın sınavı olduğu için oğluşumla düştük yollara.Bana tam bir beyefendi gibi eşlik etti yol boyunca.Açıkçası, huysuzluk yapar diye düşünmüştüm ama hiç huysuzluk yapmadı. Hava çok güzeldi ve vapurla karşıya geçmek onun da hoşuna gitti.Kızlarla yine çok hoş vakit geçirdik. Akşama doğru babamız ve kızım bizi almaya geldiler, oradan da resimdeki yakışıklının ilk doğumgününe davetliydik. Bu yakışıklı anne ve babasına çok uğurlu geldi,doğar doğmaz onları güzel haberler bekliyordu, yaşamlarında önemli ve güzel değişimler oldu.Güzel bir doğumgünü partisiydi, annesinin kucağında neşe saçıyordu olanlardan habersiz ve tüm aile biraradaydık.Eve de çok geç saatte döndük.Dolayısıyla tüm cumartesi ev dışında geçmiş oldu.Ben haftalık temizlik, toparlama işlerini Cumartesileri yaptığımdan(Cumartesileri büroya gitmiyorum) tabi tüm işler, Pazar gününe kaldı.
İşte bu yüzden Pazar günüm tam anlamıyla işlerle geçiverdi.Oğluşumu baskete babası götürdü ben yoğunum diye.Ve babaannemiz de sürpriz yapıp halamızla baskete , oğluşumu izlemeye gittiler.Veee canım oğluşum maçta 2 basket atmış, çok gururlanmışlar hatta babaannemizin gözleri yaşlanmış.Tabi ben de evde bu haberi duyunca tüm yorgunluğum uçtu gitti.Babamız bir basket anını da kaydetmiş, defalarca izledik. Becerebilirsem bu görüntüleri koyucam bloga sonraki günlerde.Ve tüm Pazar günümüz neredeyse oğluşumun ileride çok başarılı bir basketbolcu olma hayallerini dinlemekle geçti:)) Dilerim hayallerin gerçekleşir canım oğlum:))

Sevilaycım beni sobelemiş, en kısa zamanda yanıtlıyorum:)

Perşembe, Mart 02, 2006

Patlamış mısır sevenler buraya...



Patlamış mısırı sevenlerdenseniz, bir de böyle deneyin. Tarif, Tuz ve Biber den alınmadır.Biz çok sevdik, belki siz de seversiniz:) Tarifi aynen http:// tuzvebiber.blogspot.com/ dan aynı şekilde geçiriyorum.Sadece fotoğraflar bana ait.

Malzemeler:Patlamış mısır1/2 Su bardağı şeker1 tatlı kaşığı vanilyaYapılışı:Geniş bir teflon tencerede yarım su bardağı şekeri karamelize edip vanilyayı ekleyelim ve hemen, sıcaklığını kaybetmeden patlamış mısırları ilave edelim ve şekerin mısırlara bulaşması için hızlı hızlı karıştıralım.Ben bir avuç dolusu mısırı patlattıktan sonra yarım su bardağı şeker kullandım. Şekerin yoğunluğunu tercihinize göre ayarlayabilirsiniz. Mısırların üzerindeki şekerler ılındıktan sonra yiyebilirsiniz.

İşte, oğlum da karamelle bütünleşmiş mısırı böyle mideye indirdi:))