<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=19222129&amp;blogName=Zeynep%27in+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Zeynepce.Com Zeynep'in Günlüğü

Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın zevki yoktur.

Pazartesi, Mayıs 29, 2006

Ne tadilat...

Birkaç gündür bloglardan uzak kaldım.Çok az zamanla, çok az blogu ziyaret edebildim ki bu bile mucizeydi koşuşturmaktan.Niye ki diyeceksiniz siz şimdi, hemen anlatayım efem.Şöyle ki, 8 yıldır oturmakta olduğumuz evimize, bir tadilat, değişiklik yapalım dedik.Kızım ve oğlum aynı odayı paylaşıyorlardı ve odalarını ayırmakla işe başlayalım ama bu sayede toptan boşalan odaları da elden geçirip, boya badana, laminant gibi güzellikleri de yapalım diye düşündük.Dikkatinizi çekerim düşündük diyorum. Uygulamaya geçmek sanki milattan bu yana sürmüş gibi geldi bana.Bir işe başlandı mı o kadar sabırsız o kadar pür telaş oluyorum ki, kendime işkence yapmanın bir yolu bu benim için.Hele ki öyle çarçabuk bitecek türden bir konu seçmemişsem, sinir katsayımın tavan yapmasına, huzursuzluğun had safhada olmasına, uykularımın kaçmasına hazır olmalıyım.Pek hazır değilmişim anlaşılan...
Bu yaşımıza kadar elimize fırça almamış bir çift olaraktan, illa ki kendimiz yapıcaz odaların boyasını diye tutturduk. Neyse efendim bu konuda ne kadar kara cahil olduğumuzu unutup, yapı markette aldık soluğu. Renkler seçildi, boyalar, fırçalar alındı.Kırk yıllık boya ustalarına taş çıkartıcak malzemeler alındı.Eve getirildi veee o malzemeler bize bakar, biz onlara pek bir uyuşuk halde bugün başlarız, yarın başlarız derken aynı apartmanda oturduğumuz ve bu tür tadilat işlerinin elinden çok iyi geldiği eniştemiz tesadüfen misafirliğe geldiler. Baktılar ki biz bir hareket halindeyiz, enişte kendini tutamadı ve hurraa giriştik hep beraber. Laf aramızda eniştemiz olmasa vallahi biz bu işi beceremezmişiz. Hani öyle fırçayı al eline, gerisi gelir tarzı olmuyormuş bu işler. Buradan eniştemize de çoook teşekkür edip, ellerin dert görmesin diyorum.E hadi oğlanın odası boyandı, bitti. Sıra geldi laminant döşetmeye ki sevgili eşimi galiba çıldırma noktasına getirdim. Allahım ben ne kadar kararsız bir insanmışım. Galiba 15-20 yer dolanmışızdır, yok beğenemiyorum bir türlü. Bu çok açık renk, bu çok koyu olmaz. Efendim bu kilitli değilmiş bak, bu tırtıklı değilmiş, bu yerli, bu ithal, bu şöyle, bu böyle.. Sanki ÇIRAĞAN SARAYI nı tadilat yapıcaz( ama benim evim işte bana öyle geliyor ne yapıyım arkadaşlar) Bu beğenebilme safhalarında, arabaya park yeri bulmak ayrı bir dert, iş çıkış saatlarinde çoğu yerin kapalı olması, mesai saatlerinden çalınınca da zamanla yarışır tarzı koşuşturma, isimleri lazım değil bazı büyük firmaların 16 metrekareden küçükse gelemeyiz tarzı burunları kalkık konuşmaları, of gelde sinir katsayın tavan yapmasın.Yani bu firmalara göre oda oda tadilat yapabilme hakkımız yok, ben öyle istiyorum kardeşim nasıl burnunuz büyümüş sizin sabahları kalktığınızda hiç ölçmüyor musunuz?Bu meyanda oğlana oda takımı bakma faslı da giriyor devreye, mobilya fiyatları uçuşa geçmiş, haberimiz yokmuş.Bunaldııııım. Neyse sonuçta oda takımının siparişini verdik bir telaş azaldı , kısmetse Çarşambaya teslim edecekler. Ben oda henüz eşya girmemişken laminantı kaplansın diye acele ediyorken nihayet beğendim bir tane, ona da yarın için randevu vermiştik, oh üstümden ne yük gitti anlatamam derken bu postu yazarken gelen bir telefon! O beğendiğiniz laminant stokta kalmamış, gelecek ama birkaç hafta sürer..Diğerlerinden isterseniz var..Haydaaa ben onu nasıl zor beğendim şimdi başka bir tane mi seçeceğim. İyi ama benim aklım onda kalır şimdi.?Hem ben çıldırmak üzere olan eşime nasıl söylerim bunu? Sonuç, beklemeye karar verdik(m) . Eşyalar girecek tekrar çıkarılacak, yani iş yine tam olarak bitmemiş olacak.Birşeyi ne kadar çabuk bitsin istersem bu kadar aksilik çıkıyor, bu kadar kararsızlık çekiyorum.Var bende acayip bir durum ama hayırlısı..Sıkıldım, çok sıkıldım.

Bu aksilikler yaşanırken bir tek şuna sevindim.Sadece kendi adıma değil, tüm dünya adına. "tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan" yüzyılların meşhur sorusunun cevabı bulunmuş.Tavuk yumurtadan çıkmış efendim.Bulanlara sonsuz teşekkürler ne diyebilirim bir geyik tarih oldu böylece, tüm insanlığa hayırlı olsun...

Çarşamba, Mayıs 24, 2006

Ben de varım...


"Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir.

Sevgili Biyonik'in çağrısına ben de katıldım. Blog dünyasını küçümsememek gerek.Blog yoluyla bile olsa sesimizi duyurmak ve tepkimizi göstermek gerkli diye düşünüyorum. Bu bayrak sonsuza dek dalgalanıcak ve cumhuriyet sonsuza kadar sürecek. Bunu istemeyen zihniyetlere kapak olsun....

Perşembe, Mayıs 18, 2006

En Özel Bayram..Çifte mutluluk...


1990 yılının 20 Temmuzunda iki gencin ayakları yere basmıyor, gözlerinin içi parlıyordu. Az sonra atacakları imza ile hayallerini kurdukları evlilik gerçekleşecekti. O'nlar inanılmaz mutluydular, aileleri de...Birkaç ay sonra, çiçeği burnunda evliler, kendileri de henüz çocuk denecek yaştalarken aralarına bir miniğin katılacağı haberini alınca, hayalleri artık tamamen o minikle ilgili olacaktı. 43 kiloluk anne adayı anormal mide bulantıları çekiyor, hiçbir kokuya tahammül edemiyor, uykudan gözlerini açamıyordu o sıralar. Yemek istediği yek şey balıktı ve gecenin üçünde uykudan uyanır, birileri balık kızartıyor diye etrafı koklar, sabah olur olmaz balık pişirilirdi. O kadar çok balık yiyordu ki, nasıl olurda tüm kokulara nefret duyarken balık kokusu ona cazip gelebiliyordu. Komikti, haline gülesi geliyordu.Günler böyle bulantılarla, uykulu halleriyle geçerken, üçüncü ayına gelmişti hamileliği.O akşam inanılmaz bulantısı ve karın ağrısı vardı. Geçecek diye beklediler, hamilelik halidir dediler ama ağrı artık dayanılmaz hale gelmişti ve bebeklerini kaybediyor olabileceklerini düşünüp, gece vakti acilen hastaneye gittiler. Anne adayımız perişandı, beti benzi solmuştu ve çok korkuyordu. Muayenesi yapıldı ve bebekle ilgili bir problem yaşamadığı, ancak cerrahi bölümüne sevki yapılacağı söylendi.Neler oluyordu?Eşinin ailesi de hastaneye gelmişti, hep birlikte cerrahi bölümüne gittiler.Burada yapılan tahlil ve tetkiklerden sonra, kötü haber geliyordu. Anne adayımızın zamanlaması çok kötü olan bir problemi vardı. Apandisti patlamak üzereydi ve acilen ameliyat edilmesi gerekiyordu. Ancak bebek henüz gelişimini tamamlamadığı için, anesteziden etkilenecek, yüzde dosan sakat doğabilecekti, o yüzden derhal müdahale edilip önce bebek alınmalıydı:(((((( Dünyası yıkıldı anne adayımızın.İçinden birşeyler kopmuşcasına acı hissetti. Oysa ultrasonda görmüştü bebeğini, o haliyle sahiplenmiş, sevmiş, hayır çok sevmişti. Şimdi nasıl onun yaşamına son verilmesini isteyebilirdi? Durum çok zordu.Üstelik kendisinden çok önce evlenen ve bir bebek sahibi olmayı çok arzulayan ama olamayan biricik ablası vardı. Şimdi o böyle bir şansı yakalamışken ve sonlandıracakken düşünüyordu, ya bir daha bu şansa sahip olamayabilirsem? Hemen hamileliğini takip eden dr. arandı. Bakalım o ne diyecekti. Ama aynı şeyi doktoru da söylemişti, bebek kesinlikle alınmalıydı:(((( Olmaz izin veremem dedi yüreği acıyan anne adayımız. Hastanedeki bir doktor, imzası olmadan ameliyatın yapılamayacağını söyledi. Hatta o kadar öfkeliydi ki, GEBER o zaman gibi çok acımasız bir laf etti. O çocuk aklıyla hastaneden kaçmayı bile düşündü, bebeğim olmazsa ben de olmayayım dedi.Ve hemen anne adayımızın ailesi arandı, onlar da hastaneye geldiler.Yapılacak şey, çokk acil olarak rızasının alınmasıydı. Şu an hayatta olmayan babacığı dolu gözlerle kızım bebeğini aldır, yine olur, sen de benim bebeğimsin ben de sana kıyamam dedi. Ablası konuşamıyordu, yüzü allak bullak olmuştu. Hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti, nolur bir mucize olsundu. Sabah olana dek başına geldi tüm aile, herkes çok tedirgindi. Doktorlar sürekli tahlil yapıyor, durumu kontrol etmeye çalışıyordu.Ve sabah vardiyası başladı hastanenin. Ve beklediği kurtarıcı geliyordu... Sabah gelen cerrah, tesadüf eseri kayınpederinin ilkokul arkadaşı çıkıverdi, anne adayıyla konuşmalıyım dedi ve yanlız olarak konuşmaya başladı.Bak ben bebeğini kurtarabilirim.Evet genel anestezi bebeğine zarar verebilir, ama kullanmazsak ki çoook acı çekeceksin, bebeğine hiç birşey olmadan, uyuşturulmadan ameliyatını yapabilirim.. dedi.Hiç tereddüt etmeden, herşeye dayanabilirim diyerek ameliyat olmaya karar verdi anne adayımız.Ameliyat çok acı vericiydi. Yaşadığı acı tıpkı elinizi çok sıcak bir ütüye değdirip de çekememek gibi birşeydi. Yanıbaşındaki doktorun elini öyle bir sıkmıştı ki, adamcağızın elleri morarmış, yine de gıkını çıkarmamış, onu sürekli konuşturmuştu.Anestezi uzmanı bu şekilde ameliyat olamıycağını, dayanamıyacağını söylemişti ama o sevgi acısını hafifletti. Ama son değildi bu acı. Asıl ameliyat sonrası, dayanılmazdı ve hiçbir ağrı kesici verilemiyordu bebekten dolayı.Bütün hastanede tanımadığı birçok kişi gelmişti ziyaretine. Herkes merak etmiş, tebrik ediyordu. Doktorların gözdesi oluvermişti. Canı çok yanıyordu ve daha 1 ay dayanılmaz ağrılar çekti, 1 saatlik bile uyku uyuyamadı.Sabahlara kadar ağrıdan kıvrandı,ağladı. Ameliyat öyle zamansızdı ki 1 ay sonra olsa, bebek hiç etkilenmeyecek, herşey yolunda gidecekti.Talihsiz bir zaman ki bir de karnı büyümeye başladı ve ameliyat dikişleri açılmaya başladı bir bir.Karnı büyüyor, dikişler açılıyordu. Bu da tuz biber olmuştu. Bu durumda en sevinilecek nokta, bebeği çok sağlıklıydı, ona hiçbirşey olmamıştı, sürekli kontrol ediliyordu.İşte bu haberler dayanmasını sağlıyor, O'na güç veriyordu. Sadece bebek kaldığı yerde sıkılmış, bir an önce doğmak istemişti.30 haftalıktı ve ben doğucam artık diye karar verdi.Aniden...Tarih 19 Mayıs gibi anlamlı bir günü gösteriyordu ve Bayram töreninin arasından polis kortejiyle hastaneye gittiler.Yine çok korkuyordu anne adayımız, ya çok erkense, ya yaşayamazsa bebeğim diyordu ama inanmalıydı, onlar neleri atlatmıştı, bunu da atlatıcaklardı.Bebek henüz normal dönüşünü de tamamlayamamıştı ve ayaklarıyla dünyaya geliyordu, bu durumda normal doğum çok zordu ama sezeryan için anne adayı uygun değildi.Yaşamları yine tehlikeye girdi. Ama onlar yaşama azmiyle, sevgileriyle bunu da aştılar. Söylendiğine göre o kadar balık yemek bebeği de anneyi de dirençli yapmıştı.Yarın, yani 19 Mayıs günü,o dünyaya erkenden gelen, anne karnında azim gösteren prematüre bebek, tam 16 yaşına giriyor. Annesinin boyundan uzuuun bir halde. İyi ki doğdun meleğim. İyi ki azmettin tutundun yaşama ve iyi ki varsın hayatımızda:)) Geçmişe dönsek yine aynı kararı verirdim emin ol. Seni bana bağışlayan mucizeye sonsuz teşekkür ediyorum. Annen....
Not: Tüm bunları yazarken bile, o anları tekrar yaşadım. ellerim buz kesmiş, panik halindeydim.Bana annelik duygusunu ilk kez tattıran kızıma....

Salı, Mayıs 16, 2006

Mahallemizin kraliçesi..../ Yine şampiyonuuuuz...CİMBOMLU OLMAK GÜZELDİR


Eveeet, işte mahallemizin kraliçesi DORUK. Sahibi tarafından sokağa atılınca, bizim apartmanın altına sığınmıştı Doruk. Öyle masum, öyle ürkekti ki. Etraftaki yaramaz çocuklar ona yapmadığını bırakmaz, o ise hiç tepki vermezdi. Ve onu tanıyana kadar kedilerle oyun oynayan, kedi yavrularını seven bir köpek görmemiştim açıkçası. Tüm apartmanı korumaya aldı sonra Doruk. Yabancı kuş uçurtmaz garibim. Apartmanca sahiplendik artık Onu. Hergün ona yemekler indirilir. Su içirilir.O da çok alıştı artık. Bir de Arap var, Doruk,un kocası. Bizim Doruk ve Arap tek eşli sürdürüyor yaşamlarını. İki kez anne baba oldular.Öyle bir dayanışma içindeler ki, yavruları olduğunda, insan şaşırıyor.Arap nasılda Doruk,un etrafında, nasılda yemek taşıyor onlara görmelisiniz. Yavruları çok güzellerdi ama çalındılar. Doruk depresyona girdi, günlerce birşey yemedi. Sonra yavaş yavaş düzeldi.Arap,ın resimlerini çekemedim , başka zaman inşallah.Ama şunu söyleyebilirim ki Doruk ve Arap mükemmel ikili .Apartmanımızın sadık bekçileri...

Unutmadan, YİNE ŞAMPİYONUUUUZ. CİM BOM BOOOOM...LAYLAY LAY LAY...

Pazar, Mayıs 14, 2006

Anneler Gününüz Kutlu Olsun...

Annemiz ve Biz

ONA BUGÜNE KADAR NASIL DAVRANDIK?
İşte annemizin bize bugüne kadar yaptığı fedakarlıklar ve bizim cevaplarımız.
· 1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı; Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.
· 2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti; Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.
· 3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı; Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.
· 4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu; Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.
· 5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi; Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.
· 6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü; Sokaklarda "gitmiycem" diye ağlayarak teşekkür ettiniz.
· 7 yaşınızdayken size bir top hediye etti; Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz.
· 9 yaşınızdayken size piano öğretmeni buldu; Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz.
· 10 yaşınızdayken doğumgünü partilerinden, dans derslerine kadar her yere sizi arabayla götürdü; Arabadan firlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz.
· 11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü; "Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz.

· 12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi; O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.
· 15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi; Tek satır mektup yazmayarak teşekkür ettiniz.
· 17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi; Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.
· 19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampüse götürdü ve eşyalarınızı taşıdı; Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampüs kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.
· 21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi; "Ben senin gibi olmayacağım"diyerek teşekkür ettiniz.
· 22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı; Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.
· 24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi; "Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz.
· 25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı; Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.
· 30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi; "Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz.
· 40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğumgününü hatırlattı; "Anne işim başımdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz.
· 50 yaşınızdayken o, çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiginizde mutlu oldu; Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz...
· Derken bir gün... O, öldü... O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü...
EĞER HÂLÂ SİZİNLEYSE,ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK SEVİN...

Bu yazı,www. sunucuefsanesi.com dan alınmıştır.

Salı, Mayıs 09, 2006

Olmaz demeyin...


Bir iki yıl önce yaşadığımız bir ilginçliği anlatmak istiyorum. Nasıl oldu hala anlamış değilim.
Hep birlikte salonda oturuyorduk, tv açıktı. O sırada telefon çaldı, telsiz telefonu kızım odasında bırakmış, gidip oradan konuşmaya başladı. Arayan kayınvalidemdi. Başladılar konuşmaya. Ve fakat biz bu konuşma seslerini kızımın odasından duymuyoruz. Evet inanmıyacaksınız belki ama tüm konuşmaları televizyondan dinliyoruz. Kızım odadan konuşuyor ve bizim tv yayını kesti, telefon konuşmasını aynen aktarıyor. Tabi bizde bir şokkk.Nasıl oldu böyle birşey bilmiyorum ama dikkatli olmak lazım. Düşünsenize, salonunuzda misafirler var ve siz özel konuşmak için başka odaya girdiniz ve hatta misafirleriniz hakkında ilgiiiinç şeyler anlattınız. Valla bir geldiler kalkmak bilmiyorlar, nasılda hastayım, yorgunum... gibilerinden. Salona girdiğinizde eşinizi kıpkırmızı suratla ağlamak üzere görebilirsiniz yani. Bu olay nasıl gerçekleşti hala inanasım gelmez ama dikkatli olun, olmaz olmaz demeyinn..

Çarşamba, Mayıs 03, 2006

Altın ve Gümüş...

Bu tepsiyi blogumu ilk açtığım zamanlarda eklemiştim postuma. Ve gümüş versiyonunu da ekleyeceğime söz vermiştim. Ancak şimdi kısmet oldu.Peçete apliği yaptıktan sonraetrafına tamamlama uyguladım, tepsinin iç kısmına elli kat vernik döktüm ve cam görüntüsü elde ettim.Kenar kısımlara da varak uyguladım.Bu iki tepsi yaptıklarım arasında favorilerimdir. İkisini de çok seviyorum.Altın versiyonu kayınvalideme hediye edilmiştir...Gümüş olanı da ben kullanıyorum...

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

Anne-baba sms'leri...

1. "Ekranda satır bitse de sen kelimeyi yazmaya devam et, satır sonu kesme işaretiyle (-) kelimeyi bölmene gerek yok, bana geldiği zaman zaten düzenli geliyor" uyarısının akabinde annemin attığı mesaj: "bizvardıkiyiyizöpüyorumayten"

2. 3 gün boyunca eve uğramamam sonucunda annem tarafından yollanılan sms: "dünyadan, kayıp uzay aracına! kayıp uzay aracı nerdesin?"

3. -Anne benim param bitti,babama caktirmadan para yollar misin bana? -annen banyoda,daha dun para yolladim. baban. :-)))))

4. Oglumu kaybettim, hukumsuzdur... imza cok muhim, "annen" degil "annesi"...

5. Bir arkadaşım eski telefon kartını annesine vermiştir ve bundan haberi olmayan bir diğer arkadaş bir gece geç saatte o numaraya mesaj atar: "çok moralim bozuk, yalnızım, içiyorum.." sorumluluk sahibi anne de bu durumu arkadaşıma diğer bir mesajla bildirir: "ahmet diye biri mesaj attı, yalnızmış, içiyormuş. sana neyse bu saatte, zıkkım içsin!!"

6. Anne: bensimdiotobusebiniyorumkapatmamgereksoforkiziyor bizial kiz: basustune alirim almasina da su kelime aralarina bosluk yapsan kelime aralarinda 1e bas lutfen anne: boyledahacokseyyaziyorumamapekisatirbitinceneyapi cam kiz: elinin korunu yapcan anne. herife kaza yaptirican. gelince anlatirim. hadi iyi yolculuklar :-))))

7. Annemin ilk cep telofunun arifesindeki ilk msg'ı: "oglum ben annen"

8. Arkadas ucaktan iner telefonunu acar annesinden mesaj: a sonra anne aranir "anne nedir o a?" "'allaha emanet olun'un a'si o.. anlamadin mi?"

9. Birkac gundur kontursuzlukten ana-babaya mesaj atilamamakta: anne: ey turk gencligi! birinci vazifen anan ve babanla mesaj baglantisi kurmaktir

10. Babaya msg yazma teknikleri konulu seminer verilmiş, gerekli görüdüğü için bir kaç kez tekrarlanmıştır. olaya kapan baba ilk hevesle tüm msgları mümkün olduğunca uzun yamak konusunda ısrarlıdır... okula dönmek için otobüse binilir, "varınca msg at" der baba... sabah otobüsden inilir:- baba ben geldim - geçmiş olsun, umarım yolculuğun iyi geçmiştir, biz de iyiyiz , sana iyi günler diliyoruz, derslerinde muvaffakiyetler...

11. Bu gün bizi ziyarete gelicen mi anneler günüm kutlu olacak mı?

12. Babam: oğlum, fenerbahçe galatasaray maçında olay çıkmış oralarda gezinme. nerdesin? ben: açık tribün babam: iyi bok yedin. dikkatli ol.

13. Baba : oglum eve gelirken 2 ekmek al, yada dur dur... alma.

14. Bir arkadasımın sinema cıkısında telefonunu acmasıyla birlikte babasından gelen mesajda..-hemen telefonunu ac. yazıyordu

15. Mesajları kısa yazmasından şikayet edince''ne gerek var ziyanlığa,o kadar kontor gidiyor'' annemin cevabı. Bir zamanlar harf sayısı arttıkça giden kontorun de artıcağını dusunuyordu

16. Anne: krmz sgn ben: o ne be? anne: ne anlamıyosun? gelirken kırmızı soğan al! ben: haaa!!!

17- nezamangeliceksingeçolduhadigelhemen - gelicem birazdan. 0'a basinca boşluk oluyodu >hani? - a m a n b e- annegelmiyorumbenvazgeçtim.

18. Ben: Anne fizikten 42 almıştım evde cırlama diye msg atayım dedim. anne: sen büyük bir ihtimalle geri zekalısın.

19. Anne: gel. sarho$ olsan da gel. baban daha gelmedi. $ahis: gelmem. baba: gelsene lan $erefsiz... [tuzaktan kurtulunur]

20. Abla tez yazmakta ve dolayısıyla kardeşin odasını meşgul etmektedir. kardeşten şöyle bir mesaj düşer cep telefonuna -yapılacaklar: tezimi biran önce bitiriyim de sevgili kardeşimin odasını rahat bırakiyim!

21. Bir arkadaşıma annesinden gelen bir kandil tebriği: canım oğlum pantolonun diesel, gömleğin vakko olsun kandilin mübarek olsun :-))))))

22. Haftaiçi anne arar ama barda içilmektedir, şahıs gürültülü ortramda telefonu açmak istemez cevapsız arama olur. -oğlum niye açmıyorsun merak ettik. - kütüphanedeyim anne çıkınca arayım. sonraki mesaj babadan gelir - yalan söyleme eşşoğleşşek çık bardan dışarı ara.

23. İzin istemek için tüm sevimliliğin takınılarak yollandığı gayet uzun bir mesajın ardından babadan aynen şöyle de bi mesaj gelebilir, farklı bi açıdan komiktir: "gidemezsin.sevgiler." (başharfler büyük..) :-)))))

24. Bir sürü mesaj attığım annemden cevap gelmemesi üzerine aradığımdaki konuşma; -anne sms lerimi almadın mı sen -olum sadece adını yazmışsın. -ehh anne bee. yahu dedik ya oklarla ilerliycen okuycan. -ne oku -oy güzel anam oyy.