<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=19222129&amp;blogName=Zeynep%27in+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Zeynepce.Com Zeynep'in Günlüğü

Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın zevki yoktur.

Çarşamba, Haziran 28, 2006

Ülkem Kadınları...

Ülkem kadını; hamarattır, azimlidir, beceriklidir, kanaatkardır, sabırlıdır, fedakardır... Evet Türk kadını bence eşsizdir, katılan olur olmaz bu benim düşüncem.Bu yazım erkeklerin hoşlarına gitmeyecek türden olabilir, bakalım erkek yorumcularımdan( ki fikirlerine gerçekten çok değer veriyorum) nasıl tepkiler gelecek?
Türk kadını tarih boyunca birçok başarıya imza atmış, birçok fedakarlık yapmış, erkeğine destek olmuştur. Üstelik bu devirde bile süregelen erkek üstünlüğüne, baskısına,ezici, yok edici düşüncelerine rağmen. Yanlış anlaşılmasın feminist değilim, kadın üstünlüğü gibi bir konuyu savunmayacağım.Ama kabul edin ki birçok kadın erkek egemenliğinde, onlar ne derse o oluyor, onlar nasıl isterse öyle davranılıyor, birtakım haklar ve özgürlükler yanlızca erkeklerin tekelinde. Erkeklere başkaldırı değil, başka birşey anlatmak istediğim.

Okumak isteyen bir kız, erkekler izin vermiyor diye okutulmuyor, belki çok başarılı biri olacak?

Çalışmak isteyen bir kadın erkeği izin vermiyor diye çalışamıyor, ki kadınlar da erkekler kadar başarılı iş hayatında,

Doğum kontrolü uygulamak isteyen bir kadın, kocasından izin almadan bunu gerçekleştiremiyor(Kesinlikle kürtajdan bahsetmiyorum, şiddetle karşı olduğum bir durumdur tabi sağlık açısından zorunlu değilse) Bahsettiğim, çocuk sahibi olup olmama kararı.

Örnekleri daha çoook yazabilirim.Ancak burada tüm kadınlarımızı, ya da tüm erkeklerimizi konuya dahil etmiyorum, bu biline!

Türk kadını engellenmese, aşağılanmasa, kimbilir ne başarılara imza atacak, genlerinde var çünkü bu meziyetler.Ancak ülkem erkeklerinin geneli, kadının başarılı olmasını, takdir görmesini, gerek sosyal anlamda gerek maddi anlamda, gerek kültürel anlamda kendinden daha iyi bir konumda olmasını kaldıramıyor gibi bir düşünce oluşuyor kafamda ister istemez . Neden, bunca yıllık saltanatları tehlikeye girecek diye mi?

Böyle başladığım konu, dallanıp budaklanıp, başka konulara kaydı sildim arkasını.O yüzden bu konuyu fazla dağıtmadan şimdilik sonlandırayım diyorum ama tartışmaya açılabilir birçok konu başlığım oldu, ben de Baver gibi, Erdil Bey gibi dizi yazılara mı başlıyorum ne? Üzüm üzüme baka baka kararırmış, acaba bundan dolayı mı?Çünkü yazılarını çok keyifle okuyorum, düşündüren yazılar yazıyorlar...

Salı, Haziran 27, 2006

Kitap tavsiyeleri istiyoruuum..


Kitap seçerken, çoğunlukla konusudur, bana o kitabı aldıran.Tür olarak da gerçek yaşam öyküleri, psikoloji kitapları en çok tercih ettiklerim oluyor. Kitap promosyonları, genelde beni yanıltıyor. En çok satanlar kısmı da öyle..Promosyona göre çok keyif alarak okuyacağımı düşünüp, yanıldığımı anlıyorum. Bu yüzden tavsiye üzerine okumayı daha çok severim.Fakaaat, bazı zamanlar var ki kitabın kapağı beni çok etkiliyor, aslında o kapağı görünce, istemeden içeriğini yazıyorum kafamda . Al bunu Zeynep diyorum kendime. İşte sadece kapak beni çok etkilediği için aldığım bir kitap: "Beni Anlayın" Fotoğraftaki çocuğun duruşu beni mahvetti.

Tavsiye eder miyim, hayır, çok bildik şeyler ve çok basite indirgenerek anlatılmış, öylesine okudum diyebilirim. Demek ki neymiş, kapağa göre kitap alma Zeynep miş...

Kitap tavsiyeleri dikkate alınır...

Cumartesi, Haziran 24, 2006

Ne güzeller...




Bu fotoğrafı, oğlumun karnesini aldığımızda, okulun bahçesinde çektim:) Onları oğlum farketmiş, "anne ne olur bak çok güzeller" diye beni çağırdı. Gerçekten mest olmuş vaziyetteydi ikisi de!Dayanamadım,fotoğraflarını çekeyim dedim. Anne-çocuk ikilisinin kedi versiyonu, sizce nasıllar?

Perşembe, Haziran 22, 2006

ERROR.....

Durduraksız, çok yorucu bir hafta!! Kafam allak bullak, karmakarışık. Neden bu kadar tezcanlıyım, neden bu kadar yıpratıyorum kendimi bir bilsem. Yavaşlamalıyım, dinlenmeliyim...Ama bunu nasıl başaracağım bilmiyorum:((( Bedenim dinlense, beynim durmuyor, yoruldummmm:(((

Cumartesi, Haziran 17, 2006

Ilık süt ve kurabiye hep seni mi hatırlatır?

Sen, vardiyalı çalışıyordun, ben küçüktüm. Çoğunlukla uyurdum sen gece vardiyasından dönüp eve geldiğinde. Ne zaman işe gidiyorsun, ne zaman geliyorsun anlayamazdım o yaşlarda. Ama eve gelirken getirdiğin tatlıları, kekleri, bezeleri hiiiç unutmuyorum. Bir de ben boğmaca olmuştum, sen beni doktora götürmüştün, doktordan sonra beni bir pastaneye götürmüştün, ılık süt ve kurabiye yedirmiştin, o günü unutmuyorum. İlkokula başladığımda sen yanımda yoktun, hastalanıp hastaneye yatırıldığını söylediler. O zaman içimde garip bir sızı olmuştu, ne zaman gelicektin? Aferinler le dolu defterlerimi sana ne zaman gösterecektim? Uzuuun süre sonra çıktın hastaneden ve defterlerimi sana gösterdiğimde başımı okşayıp, aferin benim kızıma demiştin. Bayramları çok severdin, gözlerinin içi parlardı. Bayram sabahları, hep birlikte kahvaltıya oturduğumuzda, yüzündeki mutluluğu o küçücük halimle bile anlardım.

Sonra liseye başladım, izciydim, 10 günlük izci kampı vardı, herkes babasına yalvar yakar izin almıştı, yada hiç alamamıştı, ama sen beni hiç yalvartmadın, hiç bir konuda baskı yapmadın bana.

Ve büyüdüm ben biraz daha. Çalışmaya başladım, iş çıkışlarında damadın getirirdi beni eve kadar, gizli gizli buluşurduk onunla. Sana yakalandık bir akşam, sarmaş dolaşken. Senin yanında bir arkadaşın vardı ve ben ilk kez korkmuştum, kızar mı acaba demiştim.Sen hiç kızmamıştın bana, arkadaşının yanında hiç bozuntuya vermemiştin. Sadece anneme sormuşsun bunu sonradan öğrendim.Sen her zaman olgun, sen her zaman sakin, sen her zaman sevgi doluydun, duygusaldın. Çocukla çocuk, büyükle büyük olurdun..

Ben evlendim sonra senin de onayınla, ben de çocuk sahibi oldum, seni daha iyi anlamaya başladım. Birtek erkenden gitme kararını anlayamadım o zamanlarda. Çok hastaydın ve gidiyordun, seni durdurabilmek için hiçbirşey gelmiyordu elimden. Hastalanmadan önce hep birşey anlatırdın seni çok üzen: Çok sevdiğin bir arkadaşın, ölüm döşeğinde senden bir sigara istemişti ve sen vermemiştin, iyileşecek, iyileşmeli diyerek.Ama arkadaşın birkaç saat sonra vefat etmiş, çok üzülmüşsün ve yıllar boyu içine dert olmuştu. Hep sigarayı bırakmaya çalıştın, bırakamadın. Ve aynı şeyi ben yaşadım babacım, sen ölmeden sadece birkaç saat önce benden sigara istedin, ben de yakıp verdim sana, öyle içiyordun ki yutarcasına. Bilmiyordum o zaman, Yeşim Salkım'ın " son bir sigara içelim, öyle git gideceksen, ne olur yavaş iç ne olur dönmeyeceksen" nakaratını duyunca, seni hatırlayıp ağlayacağımı. Sonra biraz sohbet ettik seninle, bana beni çok sevdiğini söyleyiverdin...Ama ben sana söyleyemedim babam.....

Huzur içinde yat, senin kızın olduğum için gurur duyuyorum, iyiki benim babamsın, iyiki senin kızınım. SENİ ÇOK SEVİYORUM, BABALAR GÜNÜN KUTLU OLSUN....

Eşimin ve tüm babaların günü kutlu olsun....

Çarşamba, Haziran 14, 2006

ÜNZİLE..

Ünzile insan dölü
On kardeş beşi ölü
Büyüdükçe unufak
Ve gelir de görücü
İnci gibi dişi
Görücü bilir işi
Söğüdüm ağlar gider
Olur hatun kişi
Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem kadın hem de çocuk
Onikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile
Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı
Hiçbirşey sormuyor
Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda
Dünyanın bittiğine
Ünzile insan dölü
Bilinmezlere gebe
Sırların mihnetini
Yükleyip de beline
Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem kadın hem de çocuk
Onikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile

Sözlerini Aysel Gürel'in yazdığı, Onno Tunç'un bestelediği ve Sezen Aksu'nun seslendirdiği eski bir şarkı!! Söz ve müzik öyle bütünleşmiş, öyle güzel anlatıyor ki, hala bu şarkıyı dinlediğimde birçok kadın adına duygulanır, bazen de isyan ederim.Ülkem kadınının kaderi ne zaman değişecek?Daha kaç nesil benzer satırları yaşayacak?Bizler bunu kısmen de olsa başarabildik belki, ya başaramayanlar?

Pazartesi, Haziran 12, 2006

Tavsiye Ettiklerim 1..


Bloguma "tavsiye ettiklerim" diye bir bölüm koymak istiyorum. Kitap olur, dergi olur, gezi olur, sinema, tiyatro, yaşamdan herhangi bir şey olur. Hoşuma gidip de paylaşmak istediğim hatta önerebileceğim şeyleri bu bölümde yazmak istiyorum.İşte ilk önerim:Bu ay ki BİLİM veTEKNİK dergisi! Tam 39 yıllık geçmişini bir DVD de toplamış. Etraflıca inceleyemedim ama geçmiş yıllarda çok büyük icadlar diye nitelendirilip anlatılan şeylerin, günümüzde çook daha üstünlerinin çıkıp, onların basit, önemsiz kaldığını görebiliyorsunuz. Bir nevi zamanda yolculuk, geçmişe gidiyor, bazı anılarınızı göz önüne getiriyorsunuz...
Dergide de dikkatimi çeken, beni şaşırtan birkaç konu var.Bunlardan biri de YABANCI EL başlıklı konu. İlk paragrafı şöyle:
Düşünün ki sağ elinizle sol eliniz birbirinden farklı hareket ediyor, kolunuzu indirmek istiyorsunuz ama o isteminiz dışında sizi boğmaya çalışıyor.Ya da bir elinizle gömleğinizin düğmelerini iliklemeye çalışıyorsunuz ama öteki eliniz beyninizin bu komutuna uymadığı gibi, sizin iliklediklerinizi de çözüyor. Böyle bir durumda ne düşünürdünüz? Elinizin yabancı birisi tarafından kontrol edildiğini mi?İşte biliminsanları, insanın bir elinin yabancı bir gücün kontrolündeymiş gibi vücudun geri kalanından bağımsız hareket etmesine bu nedenle "alien hand syndrome" yani yabancı el sendromu adını veriyorlar......
Bu durumda en sık görülen şey iki yarımküreden birinin diğerine üstünlük sağlaması. Öteki beyin lobu yönetilen olmayı kabul ediyor. ancak bazı durumlarda, bir tarafın bu durumu kabul etmediğini ve adeta kendi bağımsızlığını ilan ettiğini görmek mümkün. Yabancı el diye adlandırılan bu el, hastanın kontrolü dışında davranmaya başlamıştır artık. Ağza yemek götüren diğer eli tutmaya, diğer elle kapıyı açmaya çalışırken sizi engellemeye, bir yerlere sizin isteğiniz dışında tutunmaya, araba sürereken arabayı yoldana çıkarmaya hatta gece uyurken sizi öldürmeye kalkabiliyor....BİLİM VE TEKNİK/HAZİRAN 2006..

Çok şaşırdım ve ürktüm arkadaşlar.. Nasıl bir hastalıktır bu böyle? Bu hastalığı duymuş muydunuz ve siz ne düşündünüz? Yorumlarınızı bekliyorum...

Perşembe, Haziran 08, 2006

Yaşam Yolculuğu...

Arkadaşlar, önceki postumu yazdıktan birkaç saat sonra, bir yakınımızın vefat haberiyle apar topar cenaze evine gittik.İki gündür oradaydım ve bir kez daha anladım; hayatın ne kadar kısa, ne kadar anlık olduğunu:( Kısacık yaşam mücadelemiz içinde aslında hiç kimseyi kırmamamaız gerektiğini, yaşamın her anına sevgi duymak gerektiğini. Ve anladım ki yaşam boyu edindiğin mal, mülk değil, etrafına verdiğin sevgi, yaşattığın anılar kadarsın. Geride sadece anılar kalıyor, en büyük miras bu. Arkandan konuşulan; paylaştıkların, ortak olduğun sevinç ve acılar oluyor.

Umarım arkamızda güzel anılar bırakabiliriz.....

Pazartesi, Haziran 05, 2006

İyi ki....

Genelde şükretmeyi seven bir insanım. Elbette birçoğumuz gibi hayallerim, isteklerim, hedeflerim var. Kanımca bunlar olmasa sürekli yerimizde sayar, ilkellik içinde boğulurduk. İsteklerim ya da hedeflerim gerçekleşmediğinde, kendimi rahatlatmak adına mı yoksa böyle yetiştirildiğimiz için mi bilmiyorum, sahip olabildiklerim ya da ulaşabildiğim hedefler için şükrederim. Ruhsal anlamda bu insanı çok rahatlatan bir şey.İşte bugün de şükredecek bir konu buldum kendime: İyi ki okuyup yazabilme yeteneğine, sağlığa ve şartlara sahibim dedim.Çünkü okumak ve yazmak öyle büyük bir ihtiyaç ki benim için, nefes alabilmek kadar dersem abartmış mı olurum? Okudukça yeni dünyalar keşfeder, yeni bir hayat yaşamış gibi olurum. Zaman zaman yazma dürtüm beni öyle yakalar ki, o an mutlaka kağıt kalemim olmalı.Yazmak derken klavyede yazmaktan bahsetmiyorum, çünkü bana bu doyurucu gelmiyor ya da şöyle söyleyeyim kağıt ve kalemle yazmanın zevkini vermiyor. Önce kağıda dökerim, sonra klavyeyle bilgisayara aktarma işini ve düzeltmeleri yaparım.Uzun zamandır yazıyorum,küçük öykülerle başladı; hedeflerimden biri de günün birinde yazdıklarımı yayınlatabilmek.Gerçekten bunu başarabilirsem çok mutlu olacağım:))Benim bir kitabım olmalı, hatta birçok kitabım olmalı.Ancak bu günlerde konsantrasyonum o kadar azaldı ki tek satır çıkmıyordu.Ve bugün yine o içimdeki YAZMA dürtüsü çıktı ortaya.Sanki günlerdir suyun altında nefesimi tutmuş ve su yüzüne çıkmış gibiyim.Soluk soluğayım, alıp verdiğim her nefes can katıyor canıma. İşte bu yüzden şükrediyorum; İyi ki okuyabiliyor, iyi ki yazabiliyorum.Bekleyin kitabımı arkadaşlar olacak bu iş..

Cuma, Haziran 02, 2006

Oradaydım....

KARŞYAKA BELEDİYESİ ÇİÇEK ŞENLİĞİ



kARŞIYAKA SAHİLİ COŞMUŞTU...
ZİYARETÇİ SAYISININ EN AZ OLDUĞU SAATLER...
BUNLAR DA SAKSI İÇİNMİŞ..
HEPSİ BÖYLE KIPKIRMIZI OLACAKLAR...MİNİK DOMATESLER ÇOK GÜZEL..
RENKLERİN MUHTEŞEMLİĞİ...

O KADAR ÇEŞİT VARDI Kİ, HEPSİNİ ÇEKEMEDİM...



YANINDAN GEÇERKEN MİSSS GİBİ KOKTU FESLEĞENLER...