<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=19222129&amp;blogName=Zeynep%27in+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Zeynepce.Com Zeynep'in Günlüğü

Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın zevki yoktur.

Pazartesi, Temmuz 31, 2006

Tuzludur gözyaşı...

Daha doğar doğmaz ilk eylemimiz. Çocukluğumuzda, kız ya da erkek ayırmadan, salt çocuk olduğumuz için verdiğimiz tepki. Ve büyüdüğümüzde kadınların tekelinde görünen bir özellik: Ağlamak...

Neden sadece kadınlara yakıştırılır ağlamak? Ağlamak zayıflıktır derler o yüzden mi, hani zayıflık da kadına has bir özellik görülür ya çoğu zaman. (Ki ben ne zayıf erkekler gördüm, ne güçlü kadınlar..) Oysa ağlamanın zayıflık olduğunu, ben ancak ağlatan konuyla ilişkilendiririm. Yani eften püften şeyler , kaprisler , acındırma isteği mesela.Tamam, zayıflık olsun o zaman ağlamanın adı. Ama kimi duygular vardır, öyle yoğun işler ki yüreğinize, gözyaşlarınızın akması anlamlıdır.

Kimi zaman yalnızlığınıza, hayal kırıklıklarınıza, yenilmişliklerinize,
Kimi zaman yenemediğiniz öfkenize, çaresizliklerinize,
Kimi zaman sevinçlerinize, kimi zaman değiştiremediklerinize ağlarsınız.

Ağlamak, insanca bir eylem. Kadın ya da erkek olmakla değil, insan olmakla igili kanımca. Zaten belki de, kadın olmak- erkek olmak kavramıyla uğraşacağımıza, insan olmak kavramıyla uğraşsaydık, sevinç gözyaşlarıyla ağlardık daha çok.

İnsan ağlamalı, ağlayabilmeli. Kah sessiz, kah hıçkırıklarla. Boşaltmalı içindeki zehiri ya da koyvermeli sevinçlerini bir gözyaşına. Duygularından utanmamalı, insan olmanın tadına varmalı.
Artık yeterince dolduruşa getirdiysem sizleri,

ŞİMDİ, TAM ŞU ANDA, DOYA DOYA, SARSILA SARSILA AĞLAMAK İSTİYORUM...

Cuma, Temmuz 28, 2006

Özledim bile...




İlk kez benden uzaktalar ikisi de. Dün sabah yolcu ettik, arkalarından dua ettim.Bir de su döktüm adettendir hani.Uzaktalar ama çok mutlular biliyorum:) İkisiyle de telefonda görüştüm, seslerindeki mutluluk ahizeden kulağıma, oradan kalbime ulaştı, baktım daha bir mutlu atıyor..
Dün ,çok koşuşturma içinde geçti anlayamadım, ama bugün uyandığımda evde tık ses yoktu. Odaları, hiç dağınık değildi, yerlerde cd ler, kitaplar, teki bir yerde, teki bir yerde çorapları da yoktu. Bir anda özledim onları, nasıl özledim...
Anne olmak böyle birşeymiş, çocuğunuz yanınızda değilse hiç tam olamıyorsunuz, sanki bir yeriniz eksik. Aklınızın bir köşesi çocuklarınız için parsellenmiş, hep oradalar. Birgün büyüyüp, kendi hayatlarını kuracaklar, elbette hep yanımızda olmayacaklar bunu biliyorum. Ve zaman o kadar hızlı akıyor ki, bir bakmışsın o günler gelip çatmış...Alışmak lazım galiba..

Önümüzdeki 1 hafta " Hala Yeğen Üçlüsü Tatilde" adlı kitabı okuyacağım. Kitap hem duygusal, hem komedi, hem eğlence dolu....

Çarşamba, Temmuz 26, 2006

Merak ediyorum...


Kimileri, hayatın merkezi olduklarını sanır, tüm davranışlarına yansır bu.
Onlar hayata değil, hayat onlara uymalıdır. Yaşadıkları her dakika, bireyseldir.Onlar için değerli olan yanlızca kendileri, kendi istekleri, kendi kuralları, kendi düşünceleridir.
Toplum içinde olmaktan, arkadaşlık etmekten, birşeyler için çaba göstermekten hoşlanmazlar.
Bekletilmekten nefret ederler ama bekletmekten hiç sıkılmazlar.
Sorumluluk almazlar, daha çok sorumluluk verirler ve o sorumluluk yerine getirilmezse aslan kesilirler.
İlginçtir, etraflarına psikolojik baskı uygularlar çaktırmadan.Yani istemeseniz de o baskıdan payınızı alırsınız.
En yakınlarının sorunları bile ilgilendirmez onları, yakınları diyorum ama gerçekte yakın hissettikleri var mıdır bilmiyorum.Uzaktır onlar, soğuktur.
Birşeyleri sadece yapmış olmak için yaparlar, içlerinden geldiği için değil.
Dünyada olup biten, kötü olaylar karşısında duyarsızdırlar, hiçbirşeye çok üzülmezler.Üzüntüleri bir anlıktır, peki sevgileri?
Merak ederim; bu insanlar sevgi duyuyor mu herhangi birşeye? Ya da sevgileri ne kadar gerçek?
Çünkü sevgi emek ister, fedakarlık ister, ilgi ister...,oysa bu kavramlar çok uzaktır onlara.
Emeği de, fedakarlığı da, ilgiyi de hep karşıdan beklerler.
Tüm bunlara rağmen o insanları sevenler vardır, değer verenler vardır ama bu duyarsız tutumlarıyla, bencil tavırlarıyla o kadar incinir ki sevenler, birgün onları da kaybederler.
Merak ederim;
Sevgi duyar mı bu insanlar herhangi birşeye?
Ve birgün hayat akıp bittiğinde, geçmişe baktıklarında, gelecek diye bir kavramları kalmadığında mutlu mudurlar?
Mutlu olur mu onlar?

Cumartesi, Temmuz 22, 2006

Garip bir durum

İnsanlar niye uykularında konuşur?

Niye ertesi sabah kalktıkları andan itibaren konuştukları, günün konusu, günün komiği olur?

Hatta bazen abartılıp, uykunuz sırasında konuşulanlar için, ev halkı tarafından küçük notlar
tutulur?

Ve hatta siz de bu konuştuklarınızı onların ağzından duyunca, dayanamayıp gülersiniz?

Perşembe, Temmuz 20, 2006

Bugün dünden güzel olsun...


Hoşgeldin 17. yıl....

Cuma, Temmuz 14, 2006

Ah çocuklar....





Nasıl bir nesil yetişiyor? O kadar çok yönlü cevapları var ki...Evet şimdiki çocuklar, teknolojinin tüm imkanlarından faydalanabiliyor! Anlayıp kavrama, öğrenme..Bunlar daha bir kolaylaşıyor teknoloji sayesinde doğrudur, ancak bu anlamda şanslılar mı? şansssızlar mı ? karar veremiyorum ne yazık ki:(

Gıdadan tutun, tekstile kadar birçok sektör bizim çocukluğumuza kıyasla o kadar gelişmiş ki, en basitinden bir çikolatanın binbir çeşidi, sütün binbir markası, çeşidi, milyon çeşit oyuncak (ki bunlar en basit örnekler)Tercih haklarının olması güzeldir ancak bu anlamda da şanslılar mı? şanssızlar mı? karar veremiyorum ne yazık ki:(
Gelelim, iletişime, yazılı ve görsel basının çokluğu,televizyonlarda kanal sayılarının artması cep telefonlarının yaygınlaşması, ufacık çocukların ellerine verilmesi, internet yada bilgisayar sayesinde her bilgiye ulaşabilme ayrıcalıkları! Tüm bunlar güzel olabilir ancak ben yine şanslı mı şanssız mı olduklarına karar veremiyorum:(

Uzun bir yazı olabilir, bu konuda çok doluyum, affedin öncelikle. Konuları biraz açayım diyorum.Evet çok çeşitli gıda, giyim, oyuncak, eğlence merkezleri var.....Bizlerin çocukluğunda çok paranız olsa bile alabileceğiniz şeyler belliydi, daha değişiği, daha çeşitlisi yoktu, tek bir oyuncak bizleri mutlu etmeye yetebiliyordu, zengin ile fakir arasında bu kadar uçurum varmıydı bilmiyorum o zaman çocuktum ne de olsa:) Ama şimdiki çocuklar, doğrudur herşey var ama ne kadar mutlu olabiliyorlar? Daha bir tüketici, daha bir doyumsuz, daha bir mutsuz olmuyorlar mı?

Tek kanallı bir televizyon çocukluğu geçirdim:) Hatta o bile büyük şeydi, belli saatlerde yayın yapılırdı, siyah beyazdı falan.. Ama hatırlıyorum da oynayan filmler, çizgi filmler, hep iyimser, dostluk, iyilik üzerine mi yazılmıştı ne? Arı Maya, Şeker Kız, Haidi, Uçan Kaz, Tom ve Jerry (sizlerde aklınıza gelenleri yazın lütfen)...Ee bir de bugünün filmlerine çizgifilmlerine bakın, her filmde şiddet sahnesi!!!, silahlar, mafyalar,hiç de etik olmayan yarışmalar, televoleler ve bunları izleyen bir çok insan! ama en önemlisi, çocuk çizgifilmleri bile şiddet içeriyor:(((Bu onları nereye götürecek? Nasıl bir yetişkin olacaklar?
Silah çok kolay elde edilebiliyor, cezası yok, uyuşturucu kolay elde edilebiliyor, çözüm yok, bizler kapılarımızın önünde oynayarak büyüdük, doğayla daha içiçeydik, şimdi evinizin içinde bile güven duygusu yok, insanlar maddi bunalımlar içerisinde, işsizlik almış başını... peki böyle stres dolu ortamlarda büyüyen çocuklar?

...Eklenecek çok şey var, çok doluyum, belki bu biryazı dizisi olur; birşeyler yapılabilmeli, devlet yapmıyorsa, bir sivil toplum atağı ne bileyim, gönüllü guruplar ne olacaksa!!! Kaybolacak bir nesil yetişiyor ama bu onların suçu değil....

Çarşamba, Temmuz 12, 2006

İşte yine buradayım....




Bazen, şiddetli bir yağmur yağar, gök gürler, şimşek çakar, hava kararır da kararır. Sonra birden bire öyle bir güneş açar ki, şaşarsınız. Ama bazen de o yağmur, karamsar hava günlerce sürer.İçiniz kararır ama bilirsiniz ki eninde sonunda güneş yüzünü gösterecektir. Evet, kara bulutlar henüz tam olarak dağılmadı, ancak sanki yavaş yavaş açılıyor, güneş yine misler gibi doğacak biliyorum...

.....Ekran başına geçmek istemedim, yazı yazmak istemedim, kimseyi okumak istemedim ama ben bu blogu , birçok blogu( NEFİS TATLAR/ANNELERİN GÜCÜ ADINA/YAMAN LI MACERALAR/HİPERAKTİF ALİ, DANTELLER/ALMANYA,KUZEN BOLLUĞU AND SAMETÇİK/DUMDUM, BÜSKÜÜT,ALİ/TÜRK FİLMİ TATİLLER/MİNİK KAPLUMBAĞA, HARİKA ÇİÇEKLER/ÖĞRETMENİİİM/ANEMON AND ŞİİRLER/MERCİMEK HANIM VE YİNE ÖĞRETMENİM/NO ET SPORCU VE MATEMATİK/İLGİNÇ ANKETLER, 13 ANTİPATİSİ AND40 AYAK PABUÇLARI/RESSAMIMIZ/FİNDUK KRALİÇESİ,KORO AND 1.90/SARKIT VE DİKİT İN ANNESİ/KREP,FETHİYE AND MAVİ KUŞ /KEDİ,MIRNAV, SU-EN SEVDİĞİM MEVSİM/EN BABA, ENBAHÇE, EN DİPLOMA AND ENÖRNEK/DOĞUMGÜNÜ SÜRPRİZİ/NARGİLE , KABATAŞ AND ÜSTAD....... VE DAHASI...) seviyorum bunu farkettim.Kapatıp gitmek, artık okumamak, yazmamak...Bir kez bu havayı soluduğunuzda sanırım çok zor, şu an için korkunç gibi geldi bana, yaşamım boyu sürmeyecek belki ama sürebildiği kadar sürmeli galiba. Yine buradayım, olabildiğim sürece de olacağım.....

Cuma, Temmuz 07, 2006

Vazgeçmeden...



Bazen, öyle anlarım olur ki,
Yaşam hiç zevk vermez bana
Bir umutsuzluk, bir küskünlük
Yok olmak istercesine.

Hayat, film karelerine dönüşür
Kırgınlıklar, kaybedişler, haksızlıklar düşer aklıma
Didişip dururlar beynimi parçalarcasına
Bunalmış, yeter artık çırpınışlarında.

Yorulur ruhum ve bedenim;
Hiçbirşey yapmadan öylesine
Oturmak isterim saatlerce, günlerce, inatla
Dünyanın dönüşüne, saatin tik tak sesine.

Biliyorumdur o an aslında,
Bir silkelenmek lazımdır,
Kendine gelmek..

Ve barışmak yeniden hayatla
Gülümsemek yeniden
Bir denesem başarırım belki??
Vazgeçmeden..Hemen...

Zeyno 2006

Cumartesi, Temmuz 01, 2006

En' lere ithafen...



Hayat Bayram Olsa

Şu dünyadaki en mutlu kişi
Mutluluk verendir
Şu dünyadaki sevilen kişi
Sevmeyi bilendir
Şu dünyadaki en güçlü kişi
Güçlükten gelendir
Şu dünyadaki en soylu kişi
İnsafa gelendir

Bütün dünya buna inansa
Bir inansa hayat bayram olsa
İnsanlar el ele tutuşsa
Birlik olsa
Uzansak sonsuza

Şu dünyadaki en olgun kişi
Acıya gülendir
Şu dünyadaki en zengin kişi
Gönül fethedendir
Şu dünyadaki en üstün kişi
İnsani sevendir
Şu dünyadaki en soylu kişi
İnsafa gelendir

Bütün dünya buna inansa
Bir inansa hayat bayram olsa
İnsanlar el ele tutuşsa
Birlik olsa
Uzansak sonsuzaaaaaa