<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=19222129&amp;blogName=Zeynep%27in+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Zeynepce.Com Zeynep'in Günlüğü

Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın zevki yoktur.

Salı, Ekim 31, 2006

...................

Beklemek.........

Sanki...

Hiç bu kadar...

Zor olmamıştı...

Bekledikçe...

Umutlar...

Yavaş..Yavaş...

Tükeniyormuş......

İnsanın boğazına.....

Birşeyler düğümleniyormuş...

İçinde, gün batımları; karanlık, soğuk,sevimsiz...........

Belirsizlik...

İnsanı boğuyormuş....

Sona ermeli artık...

Yetmeli....

Bitmeli.....................!!!!!

Cuma, Ekim 27, 2006

Diyaloglar...

Uykusundan uyandırmak, genelde çok kolaydır. Bir kez seslenmekle, az önce derin uykudaki o değilmiş gibi, gayet zinde, neşeli bir şekilde uyanır. Ama geçen gün:

_Ogüün, haydi bitanem, okul saati geliyor ( minik yanağa hafif bir öpücük kondurulur)..Tepki yok....

_Ogüşüüüm, geç kalıcaksın, uyan artık ( hafif bir gıdıklama operasyonu, yine öpücük.)...Hiiiç tepki yok.Allah allah ne oldu bu çocuğa, hiç böyle yapmazdı diye endişe başlangıcı...

_Anniiş, birazdan servis gelicek bak ( onyüzbin öpücük)..Yine hiç tepki yok..

_Bak, ben sana akşamları erken yatılacak diye boşuna söylemiyormuşum, kalkamıyorsun gördün mü?
Vee beni koparan cümle geliyor.

_Anne yaa, tam rüyamda resim yapıyordum, bitirmeden mi uyanayım???? Tamam, bitti işte...

-----------------------------------------------------------------------------------------------

Tek başına balkonda oturuyorum, yanıma geliyor:

_Anne, sen hamile değilsin değil mi?
Ben şaşkın,

_Hayır oğlum, nerden çıktı bu şimdi?

_Diyorum ki, sen hamile olsan, bebek 1 ay sonra doğsa, sonra da ayda 1 yaş büyüse, 9 yaşına gelince büyümesi dursa, normal yaşları olsa???

_:)))

....Canım oğlum, arkadaş özlemi çekiyorsun demek.....

Pazar, Ekim 22, 2006

Çocuktum, bayram vardı...

Yarın bayram...

İçimde, çocukluğumun bayram sevinci yok, o da eskilerde kalmış..

Peki ama şimdi ne oldu? Sadece büyüdük mü?

Yoksa, büyüdüğünü sanan meşgul çocuklar mıyız?

Özledim ben o bayramları.....

İlk, babamın elini öpmeyi özledim, şimdi uzaklarda...

Bayram namazından çıkmadan erkekler, tüm mahalle kadınlarının
kapıların önlerini cümbür cemaat, telaşla, süpürüp yıkamalarını...

O pırıl pırıl çocukluk hallerimizle,
tüm mahalleyi dolaşıp, el öpmeleri...

Kimi arkadaşlarımın ellerinde
şeffaf şeker torbaları ile
tütün, limon, lavanta kolonyalarının karışımıyla bezenmiş
buram buram kokularını...

Ve..ben hiç şeker torbası taşımamıştım o zamanlar,
ne bileyim, utanırdım.

O masum utanmaları özledim...

Büyüklerin, çocuklara verdiği üçgen katlanmış mendilleri.....

Başucumda sakladığım yeni ayakkabılarımı..

Mail yoluyla değil de, postacının getirdiği bayram kartlarını..

Ziyaretlerle dolup dolup taşan evimizi..

Ama en çok
elini ilk öptüğüm babamı...
masum ve utangaç çocukluğumu..

Ve yarın
benim çocuklarım öpecekler ilk elimi
Ben büyümüşüm, ya da büyüdüğümü sanan
meşgul bir çocuğum hala...

Ve yarın, küçük bir mutluluk, büyük bir burukluk sebebini bilmediğim,
Gözümde, şaşkın birkaç damla gözyaşı....

Zeyno....


Herkesin, sevdikleriyle, sevenleriyle birlikte, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi sevinç dolu, mutlu bir bayram geçirmesini diliyorum...

Salı, Ekim 17, 2006

Her zaman bir iz kalır....


Kalemin Hikayesi


Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu:"Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı?" Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi:
"Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin." Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.
"İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki!"
"Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun.

"Birinci özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı'dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir.

"İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar.

"Üçüncü özellik: Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir."

"Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın."

"Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın."

Paulo Coelho

Cumartesi, Ekim 14, 2006

Detaylarla 100 yorum:)

Arkadaşlar, olurdu olmazdı derken, en az 100 yorum isterim diye yazınca ben de merak ettim sonucu açıkçası..Hatta kızım beni eleştirdi, "anne olmaz bak sonra yeni yazı da yazamazsın, yazarsan da ben sana gülerim" demişti....

Oysa, her gelen yorumla bir adım daha yaklaştım hedefe! Veee başardık beraberce...

E şimdi görmemişin 100 yorumu olmuş, bunun dökümü yapılmaz mı değil mi ama?

İlk yorumu yazma ödülü: Tarkan' a ait.Başka ödülü de var.

En fazla yorum sayısı ödülü:15 yorumla Ayda'ya ait.Başka dallarda da ödülü var.

En fazla yorumu kıl payı kaçıran ödülü:13 yorumla Biyonik'e ait.Başka dallarda da ödülü var.

En kötü piyango ödülü, ayrıca en habersiz bırakan blogger ödülü:Erdil Bey.Başka ödülü de var.

En Türkçe öğrenme azimli, takdir ettiğim blogger ödülü:Süleyman.

En sorunlu yorumcu ödülü: Sorunlu kedi.

En meraklı yorumcu ödülü: Meraklı biri.

En nazardan koruyucu yorum ödülü: Maşallah.

En dikkatli blogger ödülü: Baver.Başka ödülü de var.

Tuzlu kahveye en muhalefet blogger ödülü:H_yaman, Mustafa,Maşallah.

En merhametli blogger ödülü:Asortik,Nimet, Annelog.

En gizemli tuzlu kahve hikayesi olan blogger ödülü: Baver.

En maşallah çift ödülü: Sevilay.

En katı blogger ödülü: Gamzeli.

En pişman blogger ödülü:Biyonik, Vişneli Pasta.

En hain planı olan blogger ödülü: Gulfi, Nilly.

En güzel kahve yapan blogger: Nilly.

Kahveyle ilgisi olmayan blogger ödülü: Büsküüt.

En değişik tuzlu kahve hikayeli blogger ödülü:Renkler.

Elektrik enerjisini saf dışı bırakabilen blogger ödülü: Yaz.

En fal bakabilen blogger ödülü: Ayda.

En zamanlayıcı ödülü: Yüz numaracı.

En az yorum yapanlar ödülü: 1 yorumla,Tarkan,Yaz, Renkler, Erdil Bey,Banu, Büsküüt,Vişneli Pasta, Nimet, Asortik, Gulfi, Süleyman,Maşallh, Meraklı kedi,Sorunlu kedi, Yüz numaracı,Meraklı Biri.

Oy oy acayip yoruldum arkadaşlar, ne zormuş döküm yapmak. Hepinize destek yorumlarınız için teşekkür ederim.Bu konuda bir destek sözkonusu olursa her zaman yanınızda olacağımm, söz:)

Bu arada gazabınıza mı uğradım ne, bugün Ogün' ü antremana ablasıyla birlikte götürdük. Çıkışa yakın bir tuvalet molası vereyim demiştim.Umumi tuvaletleri bilirsiniz, pek sağa sola ellenmez, çok temizdir zira. Hoş tertemiz olsa da bu konuda pimpirikiz anne kız. Neyse annecim kapıyı kapatıver demiştim. Kızım da "hayatta dokunmam anne" demişti. Ama bilin bakalım ne oldu? Kapıyı ayağımla ittirmiştim ve bir baktık kapının kolu yokmuş!!!
İçeride kapalı kaldık, koskoca demir kapı. Kapıya vur, bağır, çağır, kimseler duymuyor sesimizi.Haydi bakalım tuvalette mahsur kaldık, dokunamam dediğimiz kapıyla, neredeyse boğuştuk ama nafile açılmıyor. Cep telefonuyla eşimi aradık, o da yetkilileri aramış. Biz kapının dilini anahtarlarımızla zorlayarak açtık ve dışarı çıkabildik. Yarım saat boğuştuktan sonra tabi. Bizi aldı mı bir gülme krizi. Bir baktık, koordinatör, elinde bir kapı koluyla bizi özgür bırakmaya geliyor. En mahsur kalınmayası bir yerde kalabilirdik .....

Mutlu hafta sonlarıııı:) Kendinize iyi davranın....

Perşembe, Ekim 05, 2006

Kahveye buyrun.....



Durduk yerde aklıma geldi!

Geleneklerimiz içerisinde, kimileri var hala sürdürülebiliyor, kimileriyse yok olup gitmiştir. Belki şartlar öyle gerektirdiği için, belki artık modernleşmek ve gelenekleri terketmek gerek düşüncesinden bilmiyorum. Ben, tümü olmasa bile (birçoğu artık imkansız) bazı geleneklerin devam etmesi taraftarıyım.Mesela mı?

Hani şu kız isteme törenleri vardır, yavaş yavaş yok olmaya başlasa da halen süregelen.Ve bu kız isteme töreni sırasında, gelin adayının, damat adayına yaptığı "tuzlukahve" vardır....

Aman ha, damat adayına yapılan kahve, diğer konuklarla karıştırılmamalıdır, olabildiğince de tuzzzlu yapılmalıdır ki bakalım damat adayımız ne kadar sabırlıdır!!!!!

İşte bu sahneyi ben çok seviyorum, sadist miyim ne? Damat adayı eline kahve fincanını aldığı andan itibaren tüm gözler, onun üzerindedir artık. Ya herzaman içtiği şekerli kahveyi içer gibi, boğazından ve midesinden gelen isyanları bastırarak, yüzünü buruşturmadan içecektir ya da......

Yaşasın kızlar, iyi ki böyle bir gelenek vaaar. Kesin ben sadistim!!!
Doldurun tuzu, hatta acı biberi....

Şaka bir yana merak ediyorum, evli olan bloggerlar hadi anlatın, tuzlu kahve yaptınız mı blog eniştelerimize?

Bu kahveden içen erkek bloggerlar var mı?

Damat adayları bu konuda ne düşünüyor?

Gelin adayları siz de tuzlu kahve yapıcak mısınız???

Sakın cevaplamamazlık etmeyin...... Size uzun bir süre veriyorum..Ne kadar fazla cevap gelirse, yazı o kadar az kalacak.....En az 100 yorum istiyoruuuuum.....

Pazartesi, Ekim 02, 2006

Jenga'yı bulanlar, böyle kullanılacağını düşünmüş müydü????

Zaten hiç bir şeyi, kullanım amacına göre kullanmakla yetinmez!!!
İlla ki farklı bir kullanım alanı yaratacaktır !!!
Gece yarısı ablasıyla oynarlarken babamız "çok ses çıkıyor, alt kattakiler rahatsız olacak" deyince, üzülmüşlerdi..
Abla, sıkıldı ve yattı. Ben de mutfakta oyalanıyordum, döndüğümde jengalar bu hali almışlardı.
Kimbilir belki böyle de mutludur Jengalar, oğlum mutlu olmuş, bunu fotoğraflamamı istedi....