<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener("load", function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=19222129&amp;blogName=Zeynep%27in+G%C3%BCnl%C3%BC%C4%9F%C3%BC&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLACK&amp;layoutType=CLASSIC&amp;searchRoot=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2Fsearch&amp;blogLocale=tr_TR&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2Fzeynogun.blogspot.com%2F" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" allowtransparency="true" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div></div>

Zeynepce.Com Zeynep'in Günlüğü

Paylaşacak dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın zevki yoktur.

Salı, Kasım 28, 2006

İsmim ve hikayeler...

Bu türkünün hikayesini merak ederdim. Bulduğumda şaşırdım çünkü hikayenin baş kişisi benim ismimi taşıyormuş.Benim ismimi babam koymuş ve ben ismimi hep çok sevdim, benimsedim.Dikkatimi çekti, Zeynep ya da Zeyno ismiyle yazılmış ne çok türkü, şarkı var, isimde mi bir keramet var kimbilir???Araştırmalıyım bakalım kaç tane bulacağım bu isimde türkü, şarkı... Bilen varsa yazabilir....

Gelelim o meşhur türkünün hikayesine. Herhalde bu türkü okunmadan gelin olan yoktur ve benim gibi ağlayanlar da çoktur...


Türkü Hikayaleri : Yaşanmış Türkü Hikayeleri ve Sözleri

Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar Türküsü

Bu öykü Malkara köylerinden alınmış olup belli bir kişinin dilinden yazıya geçirilmiş değildir. Çevrede herkes tarafından bilinen bir öyküdür. Söylentiye göre, çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde aşırı (yabancı) köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp aşırı köyüne götürür.

Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.

Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.

Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.

Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Bir daha onmaz, sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim

Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim


Kaynak:
Türk Halk Müziği ve Oyunları
Sayfa 164
Cilt1 Sayı4 Yıl1 - 1982

Cumartesi, Kasım 25, 2006

Oğlumdan küçük bir not aldım...


On gündür ilk kez bilgisayar açmak garip geliyormuş, çok garip nedense....

Zor, bunaltıcı, hüzün dolu, bir parçacık umut ışığıyla geçen on koca gün..

Bir yakının kaza haberi; henüz hayatının baharında, gencecik, evleneli daha dört aycık olmuş ve doktorlar umut yok diyorlar....

Yaşam destek ünitesinde geçen 1 tek gün ve acı haber...

Çok yakın değildik belki ama inanılmaz üzdü, akıldan gitmeyen sima, gülümseyen gözleri....

Ardından 2 gün geçince,başka bir yakının daha ölüm haberi.....

Ve zaten son günlerdeki ruh halim, sıkıntılarım, hepsi üstüste, hayat bazen çok anlamsızmış gibi geliyor...Çalışıyorsun, çabalıyorsun, birşeylerle avunuyor, birşeylere kahroluyorsun, hayal kuruyorsun, dilek diliyorsun, gelecek planları yapıyorsun, bir bakıyorsun artık yoksun...

Ben yine gözlerimin içi ışıl ışıl, gülümsemek istiyorum,evet yine gülümsemeliyim, yine kıpır kıpır, yaşam dolu hissetmeliyim.... oğlumun bana yazdığı not, buna gerçekten ihtiyacım olduğunu hatırlatıyor...

Sevgi dolu bir hafta sonu diliyorum...

Salı, Kasım 14, 2006

Sanal kitap fuarı...



Daha önceleri haberim yoktu, meğer bu yıl 4. sü açılıyormuş. Gerçek bir kitap fuarını gezemeyenler, fırsatı ya da imkanı olmayanlara tavsiye edebilirim. İncelemeye değer.Kitap fiyatları arasında %35 ile % 70 indirimli olanlar var. İşte
http://www.ideefixe.com/kitap/ bu adreste. Link veremiyorum neden acaba? Blogger sayfamda bir gariplik var, bazı simgeler yok olmuş bunun sebebini bilen var mı?

Pazar, Kasım 12, 2006

Hepsi geçecek ...

İnsan sıkıntılı bir döneme girince, sanki her şey üst üste geliyor, bir bakıyorsunuz önünüzde yığılıyor da yığılıyor can sıkıcı faktörler. Kim bilir belki de kafanızı toparlayıp, mücadele etme gücünüz azalıyor diye başka sorunlar daha bir hızlanmış izlenimi veriyor. Toplum hayatı denen şey size ağır geliyor böyle dönemlerde. En yakın arkadaşınız bile teselli edemiyor,kimseyle konuşmak istemiyorsunuz,kimseyi görmek istemiyorsunuz,yanlız kalıp tekrar tekrar düşünmek, kendinizce çözümler üretmek istiyorsunuz ya da ben öyle hissediyorum bilmiyorum.Umut etmek, umudunuzu kaybetmeden nefes almak istiyorsunuz, tam da bu sırada işte o can sıkan faktörler bir bir diziliyor karşınızda.Oysa en son ihtiyaç duyduğunuz şeydir o sırada.Ben zayıf bir insan değilim, güçlüyüm, bunu da atlatırım dediğinizde inatla gücünüzü bitirmek istercesine.Bir de sağlık problemi ekleniyor hatta durduk yerde...

....Ama bilmediğimiz birşeyler oluyor aniden, çok aniden, hiç beklemediğiniz bir anda.Hani bir söz vardır, "gecenin en karanlık anı, güneş doğmadan az önceki zamandır" diye.Bu sözün gerçek olduğunu görüyorsunuz, bitiyor diyorsunuz.Düşen omzunuz, yavaş yavaş doğruluyor, bitkin yüzünüz, aydınlanmaya, canlanmaya başlıyor.Gerçekten nefes alabildiğinizi hissediyorsunuz, başınızı koyduğunuz yastık, uzun zamandır ilk kez huzurla uyumanızı sağlıyor.....


Her şey yoluna girecek, güneş doğmaya başladı...Sıkıntılı günlerimde umut etmekle ilgili bir öykü okudum ve bu benim çok hoşuma gitti,sizlerle paylaşmak istedim...

Mumların Öyküsü!..
“”Dört tane mum usul usul yanıyordu...
Ortalık o kadar sessizdiki, mumların konuşmalarını duyabiliyordunuz...
Birinci mum dediki:
''Ben BARIŞ'ım.!
Ama kimse benim yanmama yardımcı olmuyor.Sanırım yakında söneceğim.''
Alevi hızla azaldı ve sonunda tamamen söndü.
İkinci mum:
''Ben VEFA'yım.!
Ne yazıkki artık vazgeçilmez değilim.Onun için,bundan sonra yanıp durmamın bir anlamı kalmadı.''
Sözlerini tamamladığında esen hafif bir rüzgar onu tamamen söndürdü...
Sırası geldiğinde üçüncü mum, hüzünlü bir sesle dediki:
''Ben SEVGİ'yim !
Yanacak gücüm kalmadı. İnsanlar beni unuttu,değerimi anlamıyorlar. En yakınlarını sevmeyi bile unuttular.''
Vefa'da daha fazla beklemeden sönüp gitti...
Ansızın..!
Odaya bir çocuk girdi ve üç mumunda yanmadığını gördü.
''Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonsuza kadar yanmanız gerekmiyor muydu?'' dedi.
Ve ardından ağlamaya başladı...
O zaman dördüncü mum konuşmaya başladı:
''Korkma, ben yandığım sürece öteki mumlarıda yeniden yakabiliriz, ben UMUT'um!''
Çocuk parlayan gözleriyle UMUT mumunu aldı ve öteki mumları birer birer yaktı...

UMUT ışığı yaşamımızdan hiç eksik olmamalı...
...Ki hepimiz onunla birlikte VEFA'yı, BARIŞ'ı ve SEVGİ'yi yaşatabilelim

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Karaoğlan;koca bir tarih...